Ana içeriğe atla

İlişkide Uyum

Pazar Yazıları No: 050

İlişkide Uyum


İlişkilerde uyum veya uyumlu olmak, öncelikle ilişkinin varlığı ve sonrasında da ilişkinin sağlıklı biçimde devamı için galiba en önemli katalizör. 


Aşk ve/veya sevgi ile başlayan ilişkiler; uyum ile perçinlenmedikçe devam edemiyor galiba. Bu arada; uyumlu olmayı, hep kendinden ödün verme ve kendinden vaz geçme ile de karıştırmamak lazım. Karşı taraf mutlu olsun diye kendi haklarından feraget etme de olmamalı uyum dediğimiz süreç. Bu teknik tabirle bir tür "self-sabotaging"; yani kendi öz varlığını ve kişisel haklarını baltalamak olacaktır.  


Bugün bunu birlikte uyum konusunu anlamaya ve algılamaya çalışalım... Kişisel tecrübelerimden hareketle gözlemlediğim bir kaç noktayı da paylaşmak isterim uyumlu olma adını...


Nişanyan Sözlük uymak ve uyum kelimelerini Eski Türkçedeki *ud- “ardından gitmek, izlemek, uymak” sözcüğünden evrilmiştir diye açıklamış. Ben bunu bugünkü kadın erkek paylaşımı babında kullanım olarak çok da doğru bulmuyorum. Bu arada kelimesinin eş anlamlıları arasında “ahenk”, “denge”, “armoni” ve “intibak” gibi kelimeler yer almakta denilmiş. 


İlişki de uyum için aslında altı yedi aşamalı bir bilgelik ve kendini eğitme süreci söz konusu, bunları hep birlikte anlayalım: 


1. Adım: Kendini Tanı, Karşındakini Gerçekten Gör: “Başkalarını tanımak zekâdır, kendini tanımak bilgeliktir.” demiş Lao Tzu. Büyük laf! Altını doldurmak da o kadar kolay geldi. 

Uyum, kendini tanımadan mümkün değildir.

Psikolog Carl Jung’un dediği gibi: “Kendi karanlığını bilmeyen, başkasının gölgesinden korkar.” Kendini tanıyan insan, ilişkide savunmaya değil, anlayışa yönelir ve bu müthiş bir kişisel devrim göstergesi. Pratik uygulamada: Duygularını bastırmak yerine onları isimlendirin: “Şu an sana kırıldım.”, “Şu an geri çekilmek istiyorum.” İşte bu farkındalık, iletişimi yumuşatır.


2. Adımda ise: Empati Kur, Kuramıyorsan da Sessiz Kal! “Bir insanı anlamak için onun ayakkabısıyla uzun bir yol yürümen gerekir.” der bir Kızılderili atasözü (Never criticize a man until you've walked a mile in his moccasins). Empati, özünde uyumlu olmanın kalbidir. Psikolog Daniel Goleman’a göre duygusal zekânın en güçlü bileşeni empati yeteneğidir. Anlaşılmak kadar, anlamaya da emek vermek gerekir. Kıssadan hisse nedir? Dinlerken cevap vermek için değil, anlamak için dinle. Bazen sessizce dinlemek en derin empati biçimidir.


3. Adımımız: Farklılıkları Tehdit Değil, Renk Olarak Görün...  “Renkler birbirine karışmadan gökkuşağı olmaz.” der bir anonim bir söz. Konu aslında Tolstoy’un dediği gibi işliyor: “Sevgi, birini kendine benzetmek değil; farklılıklarını kabul ederek yakınlaşmaktır.” Uyum, benzerlikten değil; uyum içinde farklı olabilmekten doğar. Bunu evlilikerde hepimiz yaşıyoruz. Pratikte ne yapalım derseniz de: Fikir ayrılığı yaşadığında “Haklı-haksız” yerine “Bu konuda farklı düşünüyoruz” demeyi deneyin... Bu küçük dil değişimi bile duygusal tansiyonu ve gerginliği düşürür.


4. Adım nedir? İletişimde Şeffaf Olmak ve Maskesiz Kalabilmek. “Gerçek bağ, iki insanın birbirine karşı savunmasız olabildiği anda kurulur.” demiş Brené Brown. Ne kadar önemli değil mi? Uyum aslında dürüstlüğün incelikli ve nitelikli biçimi olarak tezahür ediyor hayatımızda. Yani ne fazla konuşmak ne de sessiz kalmak; duyguyu açık ama yargısız ifade etmek gerçekte uyumun gizli anahtarı gibi, değil mi? Pratikte ise şöylebir ornek verebikiriz bu konuya dair: “Sen böyle yapınca ben…” kalıbını kullanmak. Duyguyu empati ile ifade etmek. Örneğin: “Sen bilgi vermeden geç geldiğinde kendimi önemsiz hissediyorum.” Bu, suçlamadan daha ziyade iletişim kurmayı tercih etmenin bir yolu gibi değil mi?


5. Adım da şunu yapalım: Birlikte Susabilmenin Gücünü Öğrenmek! “Sessizlik, iki ruhun huzurlu uyumudur.” demiş İngiliz yazar Virginia Woolf.

Uyumlu çiftler, sürekli konuşan değil, birlikte de susabilen insanlardır. Sözsüz bir denge, duygusal olgunluğun göstergesidir. Kıssadan hissemiz de: Zaman zaman birlikte sessiz bir yürüyüş yapmak ya da aynı odada kitap okumak olabilir. Ben şahsen bunu çok güzel buluyorum hele bir de Türk kahvesi eşlik ettiğinde. Zira bazen sözsüz huzur, ilişkinin köklerini inanılmaz güçlendirebilir...


6. Adıma geçelim: Değişimle Birlikte Büyümeyi ve Olgunlaşmayı Kabul Edin... “Birini sevmek, onunla birlikte değişmeyi göze almaktır.” demiş Albert Camus. İlişkide uyum, sabit kalmak değil; birlikte evrilmektir. Psikolog Esther Perel’in de vurguladığı gibi, uzun ilişkiler “yenilenmiş benliklerle” devam edebilir. Felsefe de önemli bir konu değişim ve insan olarak evrilmenin belki de en kaçınılmaz unsuru... Pratikte ise: Partnerinin değişimini tehdit değil, büyüme fırsatı olarak gören kazanır. “Eskisi gibi ol” demek yerine “Yeni hâlini tanımak istiyorum” demeyi deneyin bakın neler neler kazanacaksınız bu uzun yolda.



7. Adım (Bence son atın adım) Affetmeyi, Unutmadan Hafiflemeyi Öğrenmek... “Küs kalmak, zehri içip diğerinin ölmesini beklemektir.” der Buddha. Çok ağır değil mi? Oysa Umuyum, geçmişi yok saymak değil; onunla barışabilmektir ve bağışlama ise duygusal özgürlüktür. Bunu yapacak mertebeye ulaşanlar ise ilişkinin kişisel olarak galibi olan ve kuş gibi rahatlayan taraftır. Pratikte: Her tartışmadan sonra, “Bu olaydan ne öğrendik?” sorusunu birlikte cevaplayın yol arkadaşınız ile.

Bu, kırgınlığı öğrenmeye ve güzel bir öğretiye dönüştürür.


Son Söz: “Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguyu paylaşanlar anlaşabilir.” diyor bizim Mevlânâ

İlişkilerde uyum, benzerlik değil, bilinçli çaba ister.

Her gün biraz daha anlamak, biraz daha yumuşamak, biraz daha beraberce paylaşmaktır.


Biraz didaktik bir yazı oldu bu sefer ama kendini tanımak aslında her tür hasarlı ilişkiyi tamir etme şansı veriyor bize... Bunu dikkate alalım. Konu önce kendini huzura kavuşturmaktan geçiyor. 


İyi ve uyumlu pazarlar dileklerimle.


12 Ekim 2025 

Pazar. Ankara.



Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...