Ana içeriğe atla

Si Vales, Valeo

Si Vales Valeo
Dil beni her zaman büyüledi. Kendimi bildim bileli dil bana hep insanlığa bahşedilmiş en mucizevi araç olarak geldi. İnsan merkezli ve sadece insana has. Çok öte. Çok da derin. 

Hem çok iyi duruşu olan bir siyasetbilimci, hem de alanında çığır açan bir dilbilimci olan Noam Chomsky'nin geliştirdiği teoride dil için "innate faculty", yani doğuştan gelen meleke veya haslet denir. Yani eşref i mahlukat addedilen her bir beşer, dil ve konuşma yeteneği ile doğar. Elbette bir takım zihinsel, işitsel ve dilsel sorunlar ve engellilik durumu istisna tutulmak üzere, her bir birey dil kullanacak özel dilsel aparatlar ile yeryüzüne merhaba diyor. Zamanla içine doğduğu dili öğreniyor, geliştiriyor. Hatta ikinci ve üçüncü diller ile iletişim kuruyor. 

Muhakkak ki, hayvanlar alemini de biz onları henüz anlayamasak da, kendi aralarında hep iletişim halindeler; arılardan, yunus balıklarına; kedilerden gorillere kadar tüm canlılar konuşuyor ve anlaşıyor kendi yaşamsal faaliyetlerini idame ettirecek ölçüde. Ama insanoğlu onların hepsinden fersah fersah ileride. Çünkü insan dil ile aşklar yaşıyor, medeniyetler kuruyor, edebiyat yapıyor, fantastik kurgular ile var olmayan sevgililer, tahayyül sınırlarını aşan evrenler (H.G. Wells, Isac Asimov ve Douglas Adams gibi) çizip, din, felsefe, mitoloji yazıp kendine tanrılar yaratıyor. Yuval Harari'nin TEDTalks da dediği gibi kurgusal bir inanç yazıp kendi uydurduğu tanrılara bile körü körüne tapıyor. 

Bunca üst özelliğine rağmen, dilin bile ulaşamadığı bir yer var hâlâ... Dilin ve sözlerin bile kifayetsiz kaldığı... O sözcüklerin çok daha ötesinde işleyen başka bir şekilde tezahür ediyor. İşte onun adı "gönül". İşte onun adı "aşk", işte onun adı"sevgi". Bozkırın tezenesi Neşet Babanın dediği gibi; "gönülden gönüle giden bir yol vardır." Bunun için kelimeler gerekmez. O bir bakış, o bir gülümseme, o bir hissediş, o bir frekansı yakalama, o bir duyuş, o bir görünmez ama hissedilen iletişim kanalıdır... 

O biri için içten içe endişe duymaktır. O biri için üzülmek, o biri için sessizce feryat edip yakarmak, o biri için beni uzaktan duy, derdimi işit, sevgimi ve aşkımı hisset, sana olan duygularımın derinliğini fark et lütfen demektir. 

"Si Vales, Valeo" Latince bir deyim. "Sen iyiysen, ben de iyiyim" demek. Muhteşem bir ifade. Gönül bağını bundan daha sade ve güzel anlatmak çok zor gerçekten... Sen iyiysen ben de iyi olurum ne kadar güzel bir temenni, ne kadar hoş bir frekans ile - vibrasyon ile - karşı tarafa olumlu mesaj gönderme çabası. Senin iyi olman yeter demek. Yanımda veya yanıbaşımda olamasan bile varlığını hissediyorum demek. Senin iyi olman benim için yeterli - o an görmemek, duymamak söz konusu bile olsa, ben yanındayım; kalbinin aslında ta içindeyim demek. 

Bir taraftan da aslında bir tür teslimiyetçi bir özveri bu. Sen iyi isen, ben de iyiyim. Senin üzülmeni asla istemem, buna yol açmak da istemem... İletişim olmasa bile, gönül bağımız hep var olacak, senin iyilik halin, benim mutluluğumun uzaktaki resmi olacak demek bir taraftan da. 

Hayatınızda bu insanlardan olsun. Sizin iyiliğinizi isteyen, sizi uzakta iken de çok seven, can ve gönülden sizi seven insanları tutun hayatınızda, onlara daha çok kıymet verin, daha çok arayın daha çok sorun onların hal ve hatırlarını... Onlar için endişe edin... Birisinin ruhsal, fiziksel, duygusal sağlığı için endişe etmek de çok yüce ve insanî bir haslet... 

Gerisi teferruat: sen iyiysen, ben de iyiyim. 

Si vales, valeo...





Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...