Ana içeriğe atla

Ayna, ayna...


Ayna ayna söyle bana...

Artık sipariş üzerine yazı konusu almaya başladım 😉. İki yazı konusu geldi bile... 🥹 Sonuçta bunlar deneme yazıları.. Deneye deneye yazıyorum bu yaz günü instaboyz'luğa terfi etmişken. Varsa sipariş yazınız gerçekten beklerim 🙏. Valla 🫣

Aynalar bana çok farklı ve gizemli geliyor dedi yakın bir arkadaşım. Bu konuda yazmayı düşünür müsün? Sorusu bittiğinde aklıma dört ayrı şey gelmişti bile. Çağrışım ve zihin akışı böyle bir süreç galiba- bir kaç imge oluştu hemen zihnimde... 

İlk aklıma gelen - muhtemelen sizin de aynısı aklınıza geldi bence: Grimm Kardeşlerden Pamuk Prenses'teki (Snow White) kötü kraliçe... Yıllarca dalga geçtim Pamuk Prensesi Türkçe'ye bir Adanalı çevirmiş herhalde diyerek... Kar Beyazı demek yerine Pamuk Prenses nedir Allah aşkına 🫣? Bu arada İngilizce ifadesi şu: "Mirror, mirror, on the wall, who is the fairest of them all?" Türkçesi de: 'Ayna ayna söyle bana var mı benden güzeli bu dünyada?" 

Bu kendini beğenmişlik ve narsisizmin dışa vurumu aslında tıpkı aynanın ana görevinin imgeyi yansıtması gibi... Bu vesile ile Angelina Jolie'nin kötü karakteri oynadığı ve bence de çok başarılı olan Maleficent filmini izlemenizi tavsiye ederim... Kara ve boynuzlu bir dişi iblis tasviri var soğuk güzel Anna Fanning'in ters arkatipi bir karakter yaratmışlar senaristler... Konuyla bir ilgisi yok bu arada bu filmin 😜. Tomb Raider'daki Angelina hayranlığı benimkisi 🫣. 

İkinci aklıma gelen ise IELTS sınavının Speaking kısmı oldu... Çok uzun zamandır IELTS (Academic) ve TOEFL (PBT, CBT, ITP ve şimdi de iBT) dersi veriyorum... Kendimi denemek icin girdim bu sınavlara yıllar yıllar önce. PBT'den 623 almıştım... CBT ye hiç girmedim. İBT'den ancak 105 alabildim. Speaking score'um 28 idi (30 üzerinden) gerçi... IELTS speaking score'um da 8.5 idi (9 üstünden) ve bana sorulan ilk soru çok şaşırttı beni aslında. Yıllarca bu işin eğitimini ve taktiklerini veren birisi olarak tıkanmış ve afallamıştım ilk basit açılış sorusunda: 

"How often do you look in the mirror? (And why?)" O güne kadar aynaya bakma konusunu hiç düşünmediğimi fark ettim. Bir tür zararsız düzeyde narsist eğilimi olan birisi olarak, aslında aynaya bakmadığımı o gün fark ettim. Sadece traş olurken kendime baktığımı fark ettim. Yüzümü yıkayıp dışarı çıkmışım meğerse. Hayatım boyunca hiç tarak kullanmadığı fark ettim sonra (saçlarım döküldüğü için de değil bu arada 😜) Galiba bunları anlattım cevaben... 

Üçüncü aklıma gelen ise aynanın gerçek işlevi oldu. Yansıtmak. İnsanın kendine bakıp kendi imgesini aynada görmesi aslında ürkütücü...Bunu hic yaşamayan ilkel kabileler var. Suda yansıyan belli belirsiz yansımaları hariç! Orada gördüğünüz kişi siz misiniz gerçekten... O yansıma neyi yansıtır 0.35 cmlik düz camın arkasına sürülmüş siyah sır malzemede? İngilizce'de reflection hem yansıma hem de tefekkür anlamına geliyor ve ben bunu çok anlamlı ve derin bir sesteşlilik olarak görüyorum. Aristo bile derin düşünme konusunda yansıma kavramına yer vermiş konuşmalarında. 

İşin büyülü ve gizemli tarafı şu aslında: Aynaya yansıyan asla ruhumuz değil. Sadece bedenimizin gerçeğe en yakın gölgesi... Her baktığımız yıl değişen farklı bir "ben" imajı karşılıyor bizi. İnsanoğlu yaklaşık 5000 yıldır ayna kullanıyor. Eski Mısır da güneş tanrısı Ra'ya kadar uzanan güneş kursu asası ile aynaya tanrısal bir güç atfedilmiş. Sonrasında bu işin ustası her zamanki gibi Çinliler olmuş. Yıllarca ayna yapımı büyük bir sır olarak kalmış... Sır sözcüğünün kökenini buna atfedenler var bu yüzden!

Son olarak narsismden bahsetmek isterim. Kendi yansımasını derede görüp kendine aşık olup suda boğulup giden erkek güzeli kimseyi ve hiç bir kadını beğenmeyen mitik zavallı Narcissus bağlamı üzerinden. Modern çağda popüler psikolojide en çok analiz edilen sorunlu kişiliklerin başında toksik ilişkilerin mimari manipületif narsistler gelir... Aynadaki yansıma yerine kendi sorunlu kişiliklerini başkasına yansıtan ve acısını ve sorununu başkasına hibe eden o ilişki zedeleyiciler... Uzak durun onlardan... Kaçın hemen...

Ayna sözcüğü bunları düşündürdü bana... Aynaya her baktığınızda ruhum nerede gizli bu bedende acaba diye düşünün - ara sıra 😉. Abartmadan! Güzel bir tefekkür olacaktır yansıma kelimesine uygun... 



Bu blogdaki popüler yayınlar

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Aşk mı yoksa Limerans mı?

Aşk mı yoksa Limerans mı? Uzun süredir anlamaya ve tanımlamamaya çalıştığım bir kavram Aşk (baş harfi her daim büyük harfle!). Üzerine milyonlara sayfa yazı, yüzbinlerce şiir yazılmış, binlerce şarkı ve film yapılmış, pek çok insanı da psikolojik yıpranmaya sürüklemiṣ karmaşık bir duygu durumu.  Peki ne kadar gerçek aşk dediğimiz duygu? Bazen bir sanrı, belki de bir yanılsama mı? Bir geçici delilik veya sarhoşluk hali mi? Meczupluk mu aşk? Kendinden vaz geçmek mi? Yoksa kendi narında eriyip yok olmak ve küllerinden yeniden doğmak mı Aşk?  Bu konuların pîrî, üstat Alain de Botton şöyle diyor:  "We end up lonely because we have a wrong theory of love." Yani (yazının hepsini okuduğum için şerh düşerek) aşk hakkında zihnimizde toplumun dayattığı, idealize edilmiş, romantik ve mitleştirilmiş bir hayali beklenti oluştuğu için (kısaca özünde) yanlış bir aşk kuramı ile beklentiye sürüklendiğimiz için eninde sonunda yalnızlık ve hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor ilişkil...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...