Ana içeriğe atla

Öküzün Gözyaşları

Öküzün Gözyaşları

Hemen her dilde bazı hayvanlara dair benzetmeler, kelime oyunları, o hayvanların bazı niteliklerine uygun insanlara atfedilmiş; "güç, çalışkanlık, cesaret, hafıza , zeka, aptallık vb özelliklere ait bir takım fiziksel ve ve zihinsel benzetmeler ve çağrışımlar kullanılır. Örneğin aslan ve kaplan gibi hayvanlar cesaret ve güç ile ilgili deyiş ve sözlerde takdir ve övme maksatlı olumlu anlamlarda, karınca ve arı gibi böcekler çalışkanlık ile ilintili deyimlerde yüceltici bağlamlarda kullanılır iken, eşek, öküz, davar gibi hayvanlar da daha çok olumsuzluk, hakaret ve alçaltma ifadesi içeren durumlar için kullanılır.

Kategorik olarak her ne kadar "hayvanlar" üzerinden yapılan bazı benzetmeler huzursuz etse de, bazı "hayvanlar" üzerinden benzetilme yapılması insanları mutlu eder. Örneğin "boğa" veya "aygır" olarak adlandırılmak, zihinde çağrıştırdığı cinsel güç ile ilintili referansları nedeniyle pek çok "erkek" için aşağılayıcı değil, tam tersine onore ve takdir edici bir etki bırakmaktadır. Aynı hayvanın "kastre" edilmiş ve erkekliği iğdiş edilmiş hali için kullanılan nispeten kaba ve sıradan işlerde çalıştırılan "öküz" kelimesi ise nitelenen hali ise daha ziyade aptallık, bönlük ve "duruma uygun davranma becerisi gösteremeyen erkekler" için kullanılan küçültücü bir ifadedir. Neredeyse her erkek, "boğa" olarak adlandırılmayı bir onur vesilesi kabul ederken, kastre edilmiş bir boğa olan "öküzlüğü" kimse kendine yakıştıramaz. 

Türk Sinemasının komedi klasiği Hababam Sınıfının iyi kalpli, hep aptal yerine konulup aldatılan, alay konusu olan kalbi saf İnek Şaban'ı öküzden biraz daha yumuşak bir karakter olduğu için dişi versiyonu öküz kadar sert ve alçaltıcı bir lakap olarak göze batmaz Türk kültüründe. Artık ineklik yeni genç jargonunda çok çalışma ile ilişkilendirilen nispeten olumlu bir kelime bile oldu...

Bir zamanlar, hayvanlarla ilgili benzetme içeren bazı kelimeleri insanlar için kullanma konusunda bazen ayarsız biçimde rahat davranıyordum. Özellikle trafikte, engelli yerlerine park eden araç sürücüleri için "Yılın Öküzü Ödülünüzü almak üzere en yakın ahıra teşriflerinizi bekliyoruz" yazılı kağıtları çantamda taşıyıp gerektiğinde sileceklere takmayı hayal etmiştim uzun süre... Sonra eşeklik gibi öküzlük de baki diyerek, zaten işe yaramayacak olan planımdan vaz geçtim. 

Yıllar önce biyolojik olarak var mı diyerek merak edip, herhangi bir hayvanın üzüldüğü zaman gözyaşı döküp dökmediklerini araştırmıştım. İlginçtir ki tüm hayvanlarda gözyaşının - insanlarda olduğu gibi - göz kuruluğuna engel olmak için salgılanan bir sıvı olduğunu öğrenmiştim. Ama hiç bir hayvan üzüldüğü zaman göz yaşı dökemezmiş. Yani gözyaşı dökmek sadece insana özgü bir duygu durumu göstergesi imiş. "Timsah gözyaşları dökmek deyimi de tam bu bağlama uygun durumlar için kullanılan ve sahte üzüntüyü anlatan bir deyim olarak buradaki yerini almalı. Yani hem hayvan olmak hem de göz yaşı dökmek aynı cümlede yer almamalı imiş...

Özetle öküzler ağlamaz. İnsanlar ise gerçekten üzüldüklerinde göz yaşı dökerler. Bazı kelimelerin ne kadar ağır olabileceğini anlamak da biz insana özgü bir haslet olsa gerek..  

Muhtemelen bazılarınız bu yazı da nereden çıktı diyeceksiniz. Kim bu öküz? Bu kendini nazik zanneden bir adamın sadece ama sadece kendisi için kaleme aldığı; tıpkı "Özür Dilerim Hayat Senden" şiirinde olduğu gibi kendine yazılmış çok ama çok geç kalmış bir özür yazısı. Bu onun yıllar süren evrimsel gelişiminin ve bir türlü gerçekleşmeyen tekamülünün de bir parçası. 

O kadar. 

Özür dilerim hayat senden. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

HAYATINIZI DÜZENE SOKACAK 20 ALIŞKANLIK

Hayatınızı Düzene Sokacak 20 Alışkanlık Öncelikle herkese güzel bir hafta sonu dileklerimle. Umarım hayatınızın akışını arada bir durup sorguluyorsunuz. Yanlış anlaşılmasın sakın. Felsefi ve ontolojik bir var oluşçuluk ve bütüncül bir yaşam kaygısını sorgulamacı bir tutum ile irdelemek değil niyetim asla.  Bugüne hafif gibi görünen ama yaşam kalitemizi engelleyen, başarıya ve hedeflediğimiz amaca giden yolda bizi sekteye uğratan bir takım olumsuz davranışlarımızı ve nispeten kötü alışkanlıklarınızı azaltmaya yönelik bir takım önerilerim olacak.  Düzenli takip ettiğim bir kaç yabancı motivasyon ve kişisel gelişim hesabı var. Daga çok Amerikalıların bakış açısı ve dünya görüşü ile şekillenmiş tavsiyeler bunlar. Ben buradaki önerileri biraz bizim ülke ve insanımız bağlamına uyarlamaya çalıştım.   Hepsinin de değerli öneriler olduğunu düşünüyorum.  Küçük adımlarla giderek, hepsini değil belki ama dört beş tanesini bile uygulama geçirmek oldukça olumlu de...

Kendinizi Aşmanın 33 Yolu

Kendini Aşmanın 33 Yolu (İlk 15 Adım!)  Hemen hepimiz kendimize dair bir takım serzeniş ve şikayetler içerisinde oluyoruz. Az veya çok... İstemsizce veya üstüne basa basa şikayet ediyoruz.  Bazı şikayetlerimiz fiziksel şartlarımız ile ilgili. Kimimiz boyundan memnun değil, kimimiz kilosundan. Kimimizin beli kalın, bazılarımızın kırışıklıkları çok.  Kimimiz göz rengini lens kullanarak, kimimiz de fazla kilolarından sert diyet yaparak kurtulabiliyor.  Kimimiz ticari zekasının azlığından şikayetçi; kimimiz ise sinirlerini kontrol edemeyerek çevresini kırıp dökmekten. Bazılarımız ise tam bir toksik canavara dönüşmüş durumda, travmalarının acısını bi-haber olan yakın çevresinden çıkartıyor... Kimimiz bazen bir duygu süpürgesi,  kimimiz kalp buldozeri, kimimiz de ilişki mengenesi...  Ama her şey bir yana, hayat devam ediyor. Stoacı bakış açısını benimsemiş bir fani olarak, kendimizi sevmemiz, kendimizi iyi tanımamız ve içimizdeki o potansiyeli uyandır...