Ana içeriğe atla

Yürüyen Merdivende Ters Yönde Gitmek

Yürüyen Merdivende Ters Yönde Gitmek

Bugün oğlumun katıldığı satranç turnuvasına ev sahipliği yapan Ankara Yüksek Hızlı Tren garının kafelerin bulunduğu üst katında ilginç bir şey fark ettim yürüyen merdivenlerden yukarı doğru çıkarken. Hayata dair ufacık bir tespit - üstelik de merdiven ve hayat arasında bir analoji kurmaya çaba bile sarf etmeden fark ettiğim bir hayat dersi belki de ... 


Satranç sporu doğası gereği çok fiziksel çaba gerektirmeyen zihinsel becerilere dayalı bir oyun. Hint kökenli ve ilk adı 'çatarunga' olan bu oyunun en az 1500 yıldır oynandığı biliniyor. Bazı kaynaklar Eski Mısır ve Çin'de de oynandığını ileri sürmekle beraber, artık herhangi bir ırk, cinsiyet, yaş, fiziksel asgari koşul aranmaksızın hemen her yerde ve her yaş ile oynanabilen bir oyun olmasının etkisiyle satranç çok popüler bir oyun dünyada...


Klasik Türkçe tabirle "yediden yetmişe" her kesime hitap ediyor, ki oğlum dün tek maçını yetmiş yaşındaki bir rakibine kaybetti ve turnuva devam ediyor 😔... Bu arada 6-7 yaş grubunda inanılmaz sayıda çok minik oyuncu var buradaki alanda... Dünya şampiyonu Magnus Carlsen'in daha 13 yaşında iken Grand Master olduğunu düşününce bu yaş popülasyonu için oldukça normal sayılmalı.  


Hayat ve yürüyen merdivenlere geri dönecek olursak, yaşadığım basit görünen ama aslında çok derin olduğunu düşündüğüm tespitim şu oldu bugün: sakin bir şekilde merdivenin sağ tarafında durmuş, merdivenler tarafından ağır ağır bedenim yukarı doğru taşınırken ters yönden aşağı inmeye çalışan 7-8 yaşlarındaki bir velet dikkatimi çekti. "Kaçılın yoldan!" diyerek ters yönde haraket eden merdivenlerden aşağı inmeye başladı. Pire gibi hızla hareket eden ufaklık bir kaç saniye sonra merdiven ters yönde hareket etmesine rağmen inmeyi başarmıştı. 


Çok küçükken akraba ziyareti için o zamanlar yaşadığımız Muğla'dan memleketimiz Kütahya'ya gittiğimiz bir yaz, yeni yapılan Belediye Çarşısında görmüştüm yürüyen merdivenleri ilk kez. Bu "değişik hareketli merdivenler" bazı çocuklar için bir oyun parkı gibiydi o zamanın küçük yerel AVM'sinde... Ürkek, çekingen, çelimsiz ve şehre ve bu haşin veletlere yabancı bir misafir çocuk olarak hayretle izlemiştim ters yönde koşarak inip çıkan çocukları görünce ve onların bu cesaretlerine şaşırmıştım. Buna yıllar, yıllar sonra ta 48 yaşında iken cesaret edip ilk kez deneyimledim... Cesareti maalesef tam 40 yıl sonra buldum... "Tolstoy'un Bisikleti" tabirinde olduğu gibi meğerse hiç bir şey için geç değilmiş. Bu birinci dersim oldu... İkincisine gelince:


Siyasi olarak hızlı ilk gençlik dönemlerimde takıldığım grubun fikir babası ve arkadaş grubu içerisinde inanilmaz zekası ve muhteşem hitabeti ile grubun akıl hocası ve doğal lideri sayılan ve yaşça bizden oldukça büyük - o yıllarda İstanbul Üniversitesinde felsefe masteri tezini yazmakta olan ve Casa de Papel'deki gibi 'profesör' lakaplı arkadaşın Cağaloğlu'ndaki evinde bir konuşma geçmişti aramızda. Zannederim ben 17; o da 30lu yaşlarında idi... 


O zamanlar onun beş yaşlarındaki büyük kızı yanıma gelmiş ve elindeki resimli kitabı kendisine okumamı istemişti bütün şirinliği ve sevimliliği ile. Kitabın içeriğinde aşırı derecede siyasi mesajlar yüklü idi. O yaş grubu için lüzumsuz yere çok sert mesajlar içeriyordu - inandığı dava için ölümü bile göze almanın yüceliği övülüyordu bana açtığı sayfada bir çizgi karakter üzerinden. Dedim bu yaşta küçük bir çocuğun eğitimi için yersiz yere çok güçlü ve zamansız mesajlar değil mi bunlar? Şöyle demişti: "Karşı olduğumuz siyasi yönetim ve düşünce sistemlerin eğitim yapısını alt etmek için onlardan daha yoğun bir eğitim verebilmemiz gerekir!" 


Bu cümle 35 yıldır beynimde çınlıyor.  Bu arada; ben o gruptan çok hızla uzaklaştım - ancak eğitim öğretileri beni çok ama çok geliştirdi daha yirmili yaşlarda yüzlerce evet yüzlerce sayfa sonradan hepsini yaktığım siyasi yazılar yazdım ve notlar aldım. O konuşma sonrası benim bu eleştirim üzerine benden çocuk kitapları yazmamı ve onları resimletip basacaklarını söylediğinde, karıncalar ve çalışkanlık ile ilgili bir kaç öykü yazdım,  bir sevimli karınca karakteri yaratarak. Zannederim kitapları bastılar ama ne babası ne de kızı sistemi alt edemedi... Sistem onları da öğüttü... Her devrimin kendi çocuklarını yemesi gibi yenilip gittiler. 


Bir yürüyen merdivende ters yönde koşan çocuk işte bunları çağrıştırdı bana... Şayet bir şeyleri alt etmek istersiniz akışa rağmen, yapmanız gereken şey sistemden ve o hayat akışından daha hızlı biçimde ters yönde de olsa karşı koyabilmek olmalı akışın sizi götürdüğü yöne...


Mutsuz musunuz? Hayat istediğiniz gibi gitmiyor mu? Sizi huzursuz eden bir şeyler mi var? Hayatınızın boşa ve yanlış yöne gittiğini mi düşünüyorsunuz? O zaman ters yönde - mutluluk huzur ve dinginlik yönünde daha çok çaba sarf edin... Sizi yavaşlatan şeyleri geride bırakın - yönünüzü ve kıblenizin baktığı yeri bir kez daha kontrol edin. 


Belki yüzünüzü çevirmeniz gereken yönde daha büyük güzellikler ve kuşatıcı bir huzur ve gönül rahatlığı sizi bekliyordur. Kasvet, karanlık ve ruh sıkıntınıza arkanızı dönün ve sırtınızı verin ve sonra da pırıltılı gökyüzüne doğru hafifçe başınızı kaldırın. Evet doğru; bugün yepyeni bir gün. Yeni Hayatınızın İlk Günü.  


Mutlu pazarlar...




Bu blogdaki popüler yayınlar

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Aşk mı yoksa Limerans mı?

Aşk mı yoksa Limerans mı? Uzun süredir anlamaya ve tanımlamamaya çalıştığım bir kavram Aşk (baş harfi her daim büyük harfle!). Üzerine milyonlara sayfa yazı, yüzbinlerce şiir yazılmış, binlerce şarkı ve film yapılmış, pek çok insanı da psikolojik yıpranmaya sürüklemiṣ karmaşık bir duygu durumu.  Peki ne kadar gerçek aşk dediğimiz duygu? Bazen bir sanrı, belki de bir yanılsama mı? Bir geçici delilik veya sarhoşluk hali mi? Meczupluk mu aşk? Kendinden vaz geçmek mi? Yoksa kendi narında eriyip yok olmak ve küllerinden yeniden doğmak mı Aşk?  Bu konuların pîrî, üstat Alain de Botton şöyle diyor:  "We end up lonely because we have a wrong theory of love." Yani (yazının hepsini okuduğum için şerh düşerek) aşk hakkında zihnimizde toplumun dayattığı, idealize edilmiş, romantik ve mitleştirilmiş bir hayali beklenti oluştuğu için (kısaca özünde) yanlış bir aşk kuramı ile beklentiye sürüklendiğimiz için eninde sonunda yalnızlık ve hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor ilişkil...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...