Ana içeriğe atla

Hangisi İkilemi

Hangisi İkilemi? 


Bugün takipçilerimin desteğine ihtiyacım var. Özellikle İngilizce derslerinde If Conditionals Type II yapılarını öğretirken çok işe yarayacak ve oldukça güzel sohbet konuları açacak bir soru ile geliyorum bugün. 


Which two pills would you choose if you were given the chance? Böyle bir şans size verilseydi aşağıdaki alternatiflerden hangi iki hapı seçerdiniz? Türkçelerini aşağıda bulabilirsiniz. Sadece iki adet numarayı söylemeniz yeterli! Ben biraz değiştirdim süreleri daha da İkilem ve kararsızlığınız artsın diye 😜...


1. Bir haftalığına görünmez olmak.

2. Zihin okumak (üç gün boyunca istisnasız herkesin)

3. Bir haftalığına dünyanın istediğiniz yerlerine ışınlanmak

4. Zamanda geriye yolculuk yapabilmek

5. Sınırsız paraya sahip olmak (heyecan bastı değil mi?)

6. Asla hasta olmamak 

7. Vücudunuzda bir yerlerin organınızın değişmesi!

8. Sonuçlarını düşünmeyen dilediğiniz gibi yemek yiyebilmek 

9. Vefat etmiş iki kişiyi geri getirmek! (Düşünmeye değer?)

10. Gerçek ruh eşinizle tanışmak

11. Dilediğiniz ünlü biriyle bir ay birlikte olmak (bunu da değiştirdim biraz daha gıcıklığına 😉)

12. Başka bir çağda başka bir kimlikle doğmuş olmak (bu da daha çok kafa karıştırmak için benden gelsin...) 


Yorumlarınızı veya sadece numaraları yazmanızı bekliyorum. Kendi seçimimi iki gün sonra ileteceğim... 

 

Niçin bunu merak ettiğimi soracak olursanız şayet: Matrix filmini izleyenler hatırlayacaktır. Bilge Morpheus ana kahramanımız namı değer Mr Anderson'a yani çömez Neo'ya iki hap uzatır birini seçmesi için... Mavi mi, yoksa kırmızı mı?  Diyalog şöyle ilerler:


“Mavi hapı alırsan hikaye biter.

Yatağında uyanırsın ve istediğin şeye inanırsın.

Kırmızı hapı alırsan harikalar diyarında kalırsın.

Ben de tavşan deliğinin gittiği yerleri sana

gösteririm”


Ünlü yazar Lewis Carrol'un Alice Harikalar Diyarında kitabındaki meşhur tavşan deliği ve filmde Neo'nun kapısını tıklatan kadının omuzundaki beyaz tavşan dövmesini hatırlayan çömez kahramanımız seçimini yapar ve bir kurtarıcı Mesih namzeti olmaya karar verir. Yıllar sonra sarışın idol Bradd Pitt, aslında Keanu Reaves'in rolünün kendisine teklif edildiğini ve kırmızı hapı seçerek sinema tarihinin belkide en ikonik rolünü reddetmenin üzüntüsünü yaşadığını itiraf eder. Çünkü kaçan balık büyük olur derler.


Hayat bazen tercih ettiklerimiz ile değil tam tersine tercih etmediklerimiz yüzünden bizi var olduğumuz mevcut konumunuza getirir ve orada öylece bırakır.  Belki de en büyük kişisel hayat sloganımı burada irat etmem uygun olacak: "Her tercih [aslında] bir terk ediştir!" Bu söz neredeyse tüm felsefemin mihenk taşı oldu... Tüm öğrencilerime bunu söyledim.  Istisnasız her sınıfımda... 


Tercih ederken aslında hepimiz terk etmeyi de göze alıyoruz... Tercih etmek özünde bir şeylerden feragat edip pek çok alternatifi veya olası diğer paralel hayatları reddetmek anlamına geliyor... Bu hemen her tercih için geçerli üstelik. İş, eş, sevgili, eğitim, okul, arkadaş, yoldaş, fikir, inanç, yol, ev, vb seçimlerimiz bizi bambaşka yerlere taşır da bu tercihlerimizin neyi terk ettiğimiz anlamına geldiğini çok ama çok sonra idrak ederiz, değil mi? 


Kesinlikle izlemeniz gereken "Kefernaum" filmindeki çocuk kahramanın yaptığı gibi, elbette bu hayata gelerek ve doğarak tercih edemediğimiz şeyler de var. İbn-i Haldun'a selam ile; içine doğduğumuz coğrafya örneğin. (Ki bunu değiştirmek mümkün) Ya da ailemiz - annemiz babamız ve kardeşlerimiz. (Pragmatist Anadolu şark kurnazı kafasıyla 'kayınpederinizi' seçebilirsiniz 😉).  


Tercihlerimizin sizi istediğiniz yere götürmesi ve pişmanlık vadilerinden uzak ve ırak tutması temennisi ile tercihlerinizi merakla bekliyorum... 




Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...