Ana içeriğe atla

Dönüşüm ve Değişim

Dönüşüm ve Değişim 


Merak etmeyin Kafkavari yorumlar yapıp Gregor Samsa'dan ve onun dönüşümünden bahsetmeyeceğim. Ya da hala yazmakta olduğum ve 30 yıldır bitiremediğim "Labirentteki Mavi Kelebek" adlı yarım kalan romanımdaki iç hesaplaşma yaşayan kahramanımın zihninde gezinen küçük mavi kelebek gibi larva, tırtıl, pupa ve kelebek metamorfozunu anlatan bir dönüşümünü de anlamayacağım. Hayır bunlar değil bahsetmek istediklerim. 


Ben birer birey olarak içimizdeki dönüşümlerden bahsetmek istiyorum Herakles'in bahsettiği türdeki kaçınılmaz insanî değişimden... Aynı nehirde iki kez yıkanmanın mümkün olmadığı dönüşümler ve değişimlerden.... Bu arada gündemden kopmadan belirteyim; ana muhalefet partisinin lider değişimi de değil bugünkü konumuz... Kısmen o da; bir nebze dahi olsa değişim sinyali sayılabilir beceriksiz ve muhalefet-siz Türk siyasetinin son 15-20 yılında şahit olduğumuz atalete dair... Lider değişir ama CHP bile değişebilir mi? Zor soru... Siyaset ile ilgili yazı yazmamaya söz verdim kendime. Sözümü tutacağım.  Yoksa denecek çok şey var. O konu apayrı... 


Öte yandan, sabit fikirlilik karşıtlığına mütekabil bir dönüşüm de değil aklımdaki. Doğal biçimde seyreden ruhsal ve zihinsel bir tekamülden bahsediyorum. Hayatımızda hepinizin yaşadığı bakış açısı değişikliği aslında anlatmak istediğim.  Olaylar, insanlar, durumlar ve tüm bunlara zaman içinde gösterdiğimiz tepki, tutum ve reaksiyonların yoğrularak evrildiği bir kişisel dönüşüm özünde bahsetmek istediğim... 


Hepimiz şunu tecrübe ederek öğreniyoruz: Hayat denen bu yolculukta güzergahımıza giren veya karşılaştığımız her bir yeni kişi, içine girdiğimiz her bir yeni ortam, yaşadığımız irili ufaklı her bir yeni tecrübe bize yepyeni şeyler öğretiyor; ufkumuzu açıp genişletiyor.  O kişi, o ortam ve o tecrübeler hayatımızdaki yerini ve görevini tamamlayıp son bulduğunda veya başka bir şeye evrilip yeniden karşımıza başka biçim ve formlarda yenilenmiş olarak veya tamamen bambaşka suretlerde çıktığında, bizler de farklı şeyler kazanarak devam ediyoruz yolumuza. Öğreniyoruz hayatın ne menem bir şey olduğunu... Kısaca o nehirden farklı birisi olarak çıkıyoruz her seferinde - tıpkı nehrin kendisi de hep farklı olduğu gibi...


İnsanlar çok iyi bildiğini düşündüğü yakın çevresindeki insanların farklı durumlarda zaman içinde gösterdiği farklı tepkilere bakarak, şaşkınlığa uğruyorlar. Halbuki bu bir tekamül. Kaçınılmaz çok da sıradan aslında. Sadece siz o değişime hazır değilsiniz veya olmasını beklemiyorsunuz. Halbuki insanlar bunu yaşarlar. Üstelik hepimiz için kaçınılmaz bir gerçeklik bu - tek fark kimin değişimi ne hızla yaşandığı ve içselleştirdiği veya kanıksama zorluğu çektiği ile ilgili. 


Daha pratik bir örnek vereyim: Daha önceki ilişki(leri)nizde (dostluk, iş ortaklığı, fikirdaşlık, yoldaşlık, evlilik, sevgililik, akrabadaşlık veya arkadaşlık...) aynı durumlarda yaşadığınız aynı olaylara gösterdiğiniz tutum değiştiğinde - örneğin daha umursamaz, daha rahat, daha sert, daha kendinizi koruyan, daha kendine adil, daha kendi hakkını savunan; özetle daha farklı bir tutum sergilediğinizde karşı tarafın şaşkınlığı sizi şaşırtmasın.  Siz artık öğrenmeye başlamış ve dönüşümünüzün ilk evresine girmişsiniz demektir. Karşı taraf "sen değişmişsin" diyor ise bilin ki gelişiyorsunuz... En azından sizin adınıza iyiye işaret...


Sonuç olarak, değişim kaçınılmaz bir olgu. Önemli olan iki şey var; birincisi değişimimizin ne yönde olmasını istiyoruz?  Ve ikincisi bu değişimin kazananı olarak mı çıkmak istiyoruz? Hepimiz biliyoruz ki her değişim sancılıdır. Ve sancı bir derttir ve her dert bir şeyler öğretir düşünen ve ders alan ruhlara... O nedenle değiştim değil - öğrendim deyin. Değişerek dönüştüm ve yeni "ben" de ilerlemeye devam ediyorum deyin... 


Iyi pazarlar...





Bu blogdaki popüler yayınlar

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Aşk mı yoksa Limerans mı?

Aşk mı yoksa Limerans mı? Uzun süredir anlamaya ve tanımlamamaya çalıştığım bir kavram Aşk (baş harfi her daim büyük harfle!). Üzerine milyonlara sayfa yazı, yüzbinlerce şiir yazılmış, binlerce şarkı ve film yapılmış, pek çok insanı da psikolojik yıpranmaya sürüklemiṣ karmaşık bir duygu durumu.  Peki ne kadar gerçek aşk dediğimiz duygu? Bazen bir sanrı, belki de bir yanılsama mı? Bir geçici delilik veya sarhoşluk hali mi? Meczupluk mu aşk? Kendinden vaz geçmek mi? Yoksa kendi narında eriyip yok olmak ve küllerinden yeniden doğmak mı Aşk?  Bu konuların pîrî, üstat Alain de Botton şöyle diyor:  "We end up lonely because we have a wrong theory of love." Yani (yazının hepsini okuduğum için şerh düşerek) aşk hakkında zihnimizde toplumun dayattığı, idealize edilmiş, romantik ve mitleştirilmiş bir hayali beklenti oluştuğu için (kısaca özünde) yanlış bir aşk kuramı ile beklentiye sürüklendiğimiz için eninde sonunda yalnızlık ve hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor ilişkil...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...