Ana içeriğe atla

Kalbimin Ceviz Kırıkları

Kalbimin Ceviz Kırıkları 


Bir kaç zaman belki de aylar önce küçüklüğüme dair bir yazı yazmıştım burada. Neredeyse tüm çocukluk ve ilk gençliğimin geçtiği, Muğla, Yatağan'da otururken (babamın termik santraldeki işi nedeniyle) çocukluk masumiyeti ile karışık, yol kenarlarındaki badem ve ceviz ağaçlarından düşmüş ve günah olmasın diye ağaçtan koparmadığımız ama yerden topladığımız ve sonra bulduğumuz irice taşlar ile kırıp oracıkta küçük midelerimize indirdiğimiz çağlaları ve elde ve parmak uçlarında kına gibi iz bırakan yeşil cevizlerin o muhteşem tadını hatırladım. 


Bu sabah çok şey çağrıştı zihnimde, gözlerim doldu Ankara'da merkezi bir semtteki lojmandan bozma bir sitedeki beton binanın eski mutfak tezgahında yeni satın aldığım ceviz kıracağı ile kırdığım ve muhtemelen de Romanya'dan ithal dışı parlak ve düzgünce ve de incecik kabuklu üstelik de iyice kurumuş yedi ceviz tanesinin gelişi güzel kırılmış irili ufaklı şekilsiz kabuklarına bakarken ne çok hatıra canlandı gözümde... Kalbimde ince bir sızı hissettim. Ve sustum... Susmam gerekiyordu çünkü... Ceviz kabuklarına baktım.  Gözümden iki damla yaş süzüldü ve ben yine sustum... Susmam gerekiyordu çünkü.  Kırık ceviz kabukları ve kırıklar içindeki yaralı kalbim dedim... İnce bir tebessüm yapıştı dudak kenarıma ve ben yine sustum. Susmam gerekiyordu çünkü.  


"Kabuklar bile neler çağrıştırıyor insana" dedim içimden. Aklımdan delice şeyler geçti. Kırık kabukların zihnimdeki müsebbibini aradım... Teşekkür etmek istedim sadece. "Seni seviyorum" demek istedim tüm kalbimle ve sonra sessizce kapattım telefonu... O bunu duymadı belki... Ama ben biliyordum onu ne kadar sevmiş olduğumu. Başka bir şey diyemezdim. "Seni seviyorum".  Ötesi de yoktu çünkü... Aklımdaki telefon görüşmesi bu kadar kısa sürdü.  Seni seviyorum diyecek kadar kısacık.  En çok beş on saniye... Seni seviyorum... Tekrar göz yaşlarım süzüldü yanaklarıma kadar. Güzel ve hoş şeyler düşünmek istedim kabuklara bakarken, kalbim bir nebzede olsa rahatlasın istedim. 


Türkçedeki "kırık" kelimesi ne taklalar attırdı beynimin hassas kıvrımlarındaki engebeli gri korteks dokuda. Komik şeyler de geldi sonra aklıma. Geçenlerde bir arkadaşım "senin eski kırıklardan haber var mı?" diye sormuştu... Eski kırıklar. Kimiyle artık sadece dostuz galiba dedim. Sadece dost. Kiminin ne telefonu var ben de ne de başka bir sosyal medya hesabı...Kimi engellemiş bile olabilir beni, kim bilir? Bazılarının ne yaptıklarına dair en ufak bir fikrim bile yok. Umarım iyi ve mutludurlar.  Umarım benden çok daha mutludurlar... 


Kimilerinin kalbi de ceviz kabukların görüntüsü gibi belki de? İrili ufaklı ama her halükarda paramparça... Ne çok kalp kırdım ben... Ne çok üzdüm bazı kadınları.  İngilizlerin "unrequited love" dedikleri türden aşklar bunlar... Acı veren, karşılığı ve hakkı verilememiş aşklar. Belki de sırf bu yüzden bu ceviz kırıklarının sivri kenarlarının görüntüsü bu kadar dokunuyor ve batıyorlar bana. Kalbimin kırmızı kasları acıyor kırık kabuklara bakarken. 


Anlatacağım çok öykü var... Biriken çok hatıra. Kırık kalpler ve benim kırık kalbim de bunların içinde. Kendimle konuştum bir an ve dedim ki "hep kalp kıramazsın ki bir gün gelip senin de kalbini kırarlar!" Hepsi duruyor zihnimde... Unutmadım hiç birini. Hiç bir detayını üstelik. Zannederim benim de beynimin laneti bu. Detayları asla unutamamak.  Zihnimdeki cam perdede siluetler değil apaçık pasparlak ve ışıl ışıl detaylar var. Özlediğim detaylar.  Çok mahrem hatıralar bunlar.  Söz verdim kendime. Yeni romanım konusu işte bu olmalı diye... Kalbimin ceviz kırıkları... 


Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Kalbin Anahtarı

Kalbin Anahtarı  Kilitledim kalbimi Tek anahtarı elimde... Açıldım bir tekneyle  Dalgalı engin denizlere... İlerledim pupa yelken Köpüklü dalgalar peşimde;  Bir koy aradım önce  Yakamozlar eşliğinde  Durdum bir adanın Kuytuluk gölgesinde. Tan vaktiydi zaman: Hayat yeni güne gebe...   Ustarmaçada çırpıntı sesleri  Minik balıklar sabah gezmesinde... Çapayı bıraktım derine; sakince. Kaloma mesafesince gitti en dibe... Sustu zincir şakırtıları  Ellerim küpeştede  Kemereye dokundum Sıcacıktı anahtar elimde... Son kez baktım  Kalbimin kilidine Ve fırlattım anahtarını Alabildiğince ötelere... Süzüldü havada önce... Suda halkalar oluştu  Peş peşe ve sonra Kayboldu anahtar  Sonsuz mavilikte... Durdu zaman Duruldu mekan Hemhal oldu  Ezel ve ebed İşte o an... Süzülen bir martı kadar Özgürdü artık yüreğim  Yok bir bekleyenim; Ne de beklediğim.. Gönlüm dingin  Gönlüm müebbette  Huzur içindeyim Kalbim emin ell...