Ana içeriğe atla

Yüz Yaşındaki Genç

Yüz Yaşındaki Genç 

Tarih ilginç bir bilim dalı. Tarihe bizzat içinde yaşarken tanıklık etmek çok dahira farklı ve cezbedici geliyor bana... Yüz yıl içine ne kadar çok sey sığdırdı bu ülke. Yorgun bir imparatorluğun ardından, darbeler,  darbe girişimleri ve post-modern darbelerden çıkmayı başardı bu ülkenin evlatları...


Jeopolitik konumu gereği, Türkiye her tür etnik, siyasi ve dini mozaiğin ortasında bir vaha gibi serpiliyor. Asya, Avrupa ve Afrika'nın geçiş yolu üstünde; tam bir cadı kazanı olan kadim ve semavi dinlerin beşiği Ortadoğu'nun dibinde, Balkanlar ve Kafkas geçiş noktalarının arasında, üç tarafı denizlerle çevrili,  en eski medeniyetlerin mümbit toprakları üstüne inşaa edilmiş tam bir geçiş ve geçit yeri olarak her tür kargaşa, saldırı, kumpas ve karmaşaya açık topraklar üstünde yerleşmiş bir ülke.  


Tarihsel olarak da ülkemiz, Küçük Asya'ya yayılmış irili ufaklı belki de onlarca medeniyete beşiklik yapmış ve birbirinden çok farklı kültürlere kucak açmış bir coğrafyada kurulu... En eski yerleşim yerlerinden (Göbeklitepe), Mezopotamya'yı mesken tutan güçlü medeniyetlere, iç Anadolu'da kurulan beyliklere; Ege kıyılarına serpiştirilmiş irili ufaklı şehir devletlerine,  Doğu Anadolu'nun eski uygarlıklarına ve elbetteki iki kıtaya yayılmış İstanbul'da yeşeren onca büyük medeniyete yurt olmuş bu topraklarda bu kültür mozaiği içinde güçlü kalmayı başarmış bir devletin çocukları ve torunları bizlerin bu topraklara sahip çıkması gerekiyor. 


Bir taraftan Doğu ve İslam motifleri ile süslenmiş inanç mozaiği ile bezenmiş, diğer taraftan yüzünü batıya dönmüş ve modernleşme ve batılılaşma sürecine angaje olmuş bu ülkenin kadınları ve çocukları çok şanslı. Öngörülü bir kurucu lider sayesinde ufku genişlemiş ve temel medeniyet ilkeleri ile tanışmış olmak başlı başına büyük bir adım olmuş bu ülkenin evlatları için.


Özetle 29 Ekim çok şey ifade etmeli hepimiz için... Yüz yaşına girmiş gencecik bir cumhuriyetin çocuklarıyız biz... Dünyanın belki de en güzel coğrafyası içinde coğrafya kaderdir demeden yaşamayı en çok hak eden bir ulusun varisleri olarak bu ülkeye hem cok şey borçluyuz hem de çok şey sunup ülkenin bekası için dirlik ve birlik içinde birbirine sarılarak büyümeyi öğrenmeliyiz. 


Nice yüz yıllara şahitlik etsin bu ülkenin güzel çocukları 🙏... Cumhuriyetin yüzüncü yılı kutlu olsun ve mutluluk getirsin hepimize. 

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...