Ana içeriğe atla

Bollinger Bandı, Schrödinger'in Kedisi ve Sjögren Sendromu


Bollinger Bandı, Schrödinger'in Kedisi ve Sjögren Sendromu


Dün ilginç bir gündü. Yeni ders programında Salı günlerinde yüz yüze dersim yok ancak çevrimiçi toplantılar vardı öğlene kadar müfredat ile ilgili... Sonrasında ders kaydı ve yazar bir arkadaşım ile hasbihal... Kendisi ile yazarlık,  yeni öykü nüveleri ve olası roman konusu hakkında kısa bir fikir teattisi... 


Ey sevgili günlük modunda yazmaya devam edecek olursam, bir iki gündelik iş ve hayata dair telefon sohbeti yaptım çok sevdiğim bir arkadaşım ile... Sonra bir ilham perisi gelip bir şiir yazdırdı bana. Aşka dair aşk için... Sade ve kalp-yoğunluklu şiirimi bitirir bitirmez, yine dışarı çıktım borsa uzmanı eski bir teknokrat arkadaşım ve borsaya merak salan yeğenim ile buluşmak üzere... 


İlgi alanı ortak iki kafadar bir nargile kafede çok teknik terimler içeretn analiz sohbeti yaparken, canı sıkılan ben ise kişisel yazışma ve görüşmelerimi yaptım onlar teorik konuları tartışırken... Bu süreç içinde kendi başıma takılınca karşıma üç kavram çıktı hepsi birbirinden kopuk bağlamlar ihtiva eden... 


Bollinger bantları John Bollinger tarafından 1980 yılında geliştirilen, hareketli ortalamaların üstüne ve altına yerleştirilen, teknik analizde sıklıkla kullanılan volatilite bandıdır. ... Bollinger bantları fiyatların göreceli olarak yüksek mi düşük mü olduğunu göstermektedir. Bollinger’a göre bantlar fiyat hareketlerinin %88-89’unu ihtiva etmektedir. Bu sebeple bollinger bantlarının dışına çıkan fiyat hareketlerinin olağan dışı olduğunu belirtmektedir...


Borsa analiz terimi olan Bollinger bandını o esnada beni arayan ve sohbet konusunu soran bir dostuma anlatırken, tek bildiğim -ger Schrödinger ve kedisi dedi (kelimeyi tamamen başka bir sözcük ile yanlışlıkla yazarak - otomatik düzeltme sonucunda Solingen biçiminde). Solingen'in bıçakları ile ünlü bir Alman şehri olduğunu düşündüğümü söyledim, tıpkı bizdeki Sürmene veya Denizli Yatağan (bir kılıç türü aslında!) bıçakları gibi dedim. Sonra hemen detaylarını unuttuğum ve çok ciddi bir felsefi dilemma / tartışma konusu olan kutudaki kedi meselesine geri döndüm tam o esnada bacağıma tekir bir sokak kedisi sürtünürken 🙂...


Schrödinger'in kedisi deneyinde; bir kedi, küçük bir şişe zehir ve radyoaktif bir kaynakla kapalı bir kutuya bırakılır. Radyoaktif kaynağın bir saat içinde ışıma ihtimali ışımama ihtimaline eşittir. Eğer içerideki sensör radyoaktiflik algılarsa küçük şişeyi kıran mekanizma çalışır, zehir kediyi öldürür. Atom bozunursa, çekiç şişeyi kırar ve Schrödinger kedisi zehirlenerek ölür ama bozunmazsa kedi yaşar. Oysa kutuyu açıp bakmadan bunu bilemeyiz! Schrödinger dalga fonksiyonu uyarınca kedi hem canlı hem ölü, yani süperpozisyonda olacaktır. Bu kuantum deneyi bir tür akıl oyunu gibi sınanır... 


Schrödinger deneyini hatırlamaya çalışırken karşıma yazım nedeniyle goggle hediyesi olarak Sjögren Sendromu çıktı. Üzgün olduğu halde göz yaşı dökemeyen insanların bu hastalıktan muzdarip olma ihtimalleri söz konusu olduğu için konuyu merak ettim... Aşırı teknik denecek bilgiye maruz kaldım gecenin bir vaktinde: 


Sjögren sendromu; salgı yapan bezlerin özellikle gözyaşı ile tükürük bezlerini tuttuğu, otoimmun hastalıklar denilen gruba ait bir hastalık. Sjögren sendromu sıklıkla göz veya ağız kuruluğu gibi masum gibi görünen, ancak yaşam kalitesini oldukça düşüren yakınmalarla başlar. Tedavisi için ise: gözyaşı ve tükürük salınımını uyaran pilokarpin ve cemivelinenin yanı sıra kuruluk bulguları, sistemik tutulum ve genel semptomlar için azatiyoprin, leflunomid, metotreksat, siklosporin gibi immünosüpresif ilaçlar ve kortikosteroid kullanılmaktadır.


Biz bunca tuhaf şeyi neden okuyoruz dersiniz, sadece ülkenin durumunu düşünmeniz yeterlidir.  Kimsenin bir şey bilmediği, bir şeyden mesul ve sorumlu tutulmadığı bir yerde herkes her şeyi bilebilir diyerek, güzellikler ile dolu, sade ve kafa açmayan beyni yormayan musmutlu günler diliyorum... Dünkü hislerim böyle idi... Hiç anlamadığım konulara kulak misafiri olurken.  




Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Kalbin Anahtarı

Kalbin Anahtarı  Kilitledim kalbimi Tek anahtarı elimde... Açıldım bir tekneyle  Dalgalı engin denizlere... İlerledim pupa yelken Köpüklü dalgalar peşimde;  Bir koy aradım önce  Yakamozlar eşliğinde  Durdum bir adanın Kuytuluk gölgesinde. Tan vaktiydi zaman: Hayat yeni güne gebe...   Ustarmaçada çırpıntı sesleri  Minik balıklar sabah gezmesinde... Çapayı bıraktım derine; sakince. Kaloma mesafesince gitti en dibe... Sustu zincir şakırtıları  Ellerim küpeştede  Kemereye dokundum Sıcacıktı anahtar elimde... Son kez baktım  Kalbimin kilidine Ve fırlattım anahtarını Alabildiğince ötelere... Süzüldü havada önce... Suda halkalar oluştu  Peş peşe ve sonra Kayboldu anahtar  Sonsuz mavilikte... Durdu zaman Duruldu mekan Hemhal oldu  Ezel ve ebed İşte o an... Süzülen bir martı kadar Özgürdü artık yüreğim  Yok bir bekleyenim; Ne de beklediğim.. Gönlüm dingin  Gönlüm müebbette  Huzur içindeyim Kalbim emin ell...