Ana içeriğe atla

Ez ji te hezdıkım.



"Sen nasılsınız?" 


Karşısındaki kadına nazik olmaya çalışan ve anadilini henüz geliştirme konusunda sürecini tamamlayamamış (erkek) nezaket dili bu. Senden size geçme çabası. Nazik olmaya gayret etme. Ya da tam tersi durumlarda söz konusu. Sizden sana geçme - resmi dilden ve üsluptan samimiyete formal dil olan sizden yakınlık içeren sen'e geçme sürecinin ağır sancısı. Bazıları bu süreci çok hızlı geçiyor, benim için çok zor bir süreç bu... 


Yılmaz Erdoğan'ın çektiği en güzel filmlerden birisi olan Ekşi Elmalar filminin fragmanını (movie trailer) YouTube'dan bulup o naif jeneriği izlemenizi tavsiye ederim. Bir de orada üç güzel kızın sert babası ve meyve bahçesi olan belediye reisinin en küçük kızı (Kürt) ile ona aşık olan Türk oğlanın  sevmek ve aşk ile ilgili Türkçe ve Kürtçe dillerinde sevmeye dair şiirsel diyaloğu Türk sinema tarihinin en güzel diyaloglarından biridir. (Farah Zeynep Abdullah ve Şükrü Özyıldız) sahnesi. Sonrasında gelen Kürtçe şarkı da yürek dağlar... 


"Ez ji te te hezdıkım" sahnesi. Instagram linke izin vermiyor zannederim: https://youtube.com/shorts/Upn9t9jc1nA?si=kj1DQpaWL6GhwI_l 


Her dilde "seni seviyorum" demek çok güzel. Fransızca, İtalyanca çok melodik. İngilizce belki çok söylendiği ve yazıldığı için -; çok tüketilen bir cümle oldu sanki? Ruhunu da kaybetmiş gibi. I love you...??? İngilizlerin daha yaratıcı bir şeyler bulması lazım. Sosyal medya, ikonlar, emojiler duygunun ruhunu rendelemiş gibi sanki. Bilemedim belki de bu sadece çok kişisel ve mesnetsiz bir gözlemim... Türkçede de ağır ve içi doldurulması gereken ve Aytmayov'un dediği gibi emek isteyen bir söz "seni seviyorum"... 


Sen ve siz. Siz ve sen. Bu çaba isteyen bir geçiş süreci. Dil ile uğraşan ve işim gereği, öğrenciler ve kadın çalışanlar ile sık sık iletişim halinde olan birisi olarak dil iletişimine dayalı gözlemlerinden edindiğim bir kaç kişisel tecrübem ve yorumum var sen ve size dair. 


1. Bazı dillerde Türkçe'deki gibi nezaket bildiren zamir olarak siz ve sen ayırımı yok, sadece sen var. Siz sadece birinci çoğul zamiri - o kadar. 

2. Senden size geçiş ters bir bağlantı. Ya burada iş veya duygusal kopuş nedeniyle bir resmileşme süreci yaşanıyor ya da tek taraflı olarak ilişkiye bir ciddiyet affediliyor ve ilişki duygusal boyuttan tekrar iş ilişkisi boyutuna çekiliyor. 

3. Sizden sene geçiş en yaygın iletişim süreci ve üslup veya ton değişimi olan süreç. illa ki sevgi ve sevgilik olması gerekmiyor. Aradaki "sizli bizli konuşmaları artık geçelim" moduna terfi galiba. 

4. Kadın erkek ilişkilerinde sizden sana geçiş kişisel olarak en zor bulduğum süreç açıkçası. O aşamaya geçmek bazen bir kırılma noktası gibi ben de... Aşırı nazik birisi olduğum için değil ama "senli benli konuşma" modu benim özel bulduğum bir aşama. Bana sen diye hitap et diyen ama benim hala arada bir siz dediğim kadın arkadaşlarım var. 

5. Kadınlar ilginç biçimde (beklemediğim bir şey bu açıkçası ya da ben çok yaşıyorum bu durumu nedense 🫣) sizden sana geçiş konusunda daha hızlılar. Kendilerine sen diye hitap edilmesini ve bu aşamaya geçilmesini daha çok istiyorlar. Bu belki de benim çok yoğun siz kullanımı ısrarımdan kaynaklanan ters kırma hareketi. Yumuşatma çabası... 

6. Sevginizi veya aşkınızı ifade ederken elbette "sizi seviyorum 😜" demeniz abes kaçar, sevme konusunda çok beceriksiz ve ruhsuz olduğunuz ve aslında da sevenediğiniz anlamına gelebilir. O nedenle seni seviyorum bireyden bireye akar. Sizden sene değil - iki ben'den bize geçiştir o. Seni seviyorum. 

7. "Artık biz neyiz?" sorusu sizden sene ve ilişkiyi anlamlandırma ve adlandırma çabasına geçişin teyit edilmesi talebidir. Bu soruyu erkekler hiç soruyor mu emin değilim ama kadın aklı ve işleyişi nedense çok teyit ve onaylanma üstüne kodlanmış sanki. 

8. Sizden sene geçilmiş sevgi ilişkilerinde kadınlar daha çok aranmayı daha çok hâl ve hatır sorulmasını daha çok ve daha yoğun ve daha sık ilişkide kalınmasını istiyor. Her kadın istisnasız odakta olmak ve merkezde kalmak arzusunda. Günaydınnnn, iyi geceler, nasılsın tatlım, günün nasıl geçti güzelim, seni seviyorum aşkım. Bunların hiç birinde asla siz yok olamaz da. 

9. Sen ve siz aşamasında kişiyi telefona nasıl kaydettiğiniz de önemli. Ben bu bağlamda göreceğiniz ve tanışacağınız en duygusuz ve en ruhsuz adamım galiba. İstisnasız - eski tabirle bila istisna - herkes ama herkes adı ve soyadı ile kayıtlı rehberimde... İstisnasız. Anne baba oğul kardeş de dahil. Bu zannederim ben de ki sen ve siz açmazının dijital arşivsel tezahürü. 

10. Otuz yıllık cep telefonu rehberi kullanma sürecimde iki kişi hariç hiç kimseyi adı dışında başka bir şekilde kullanarak kaydetmedim. Onlardan birini de sadece büyük harflerle kaydettim. Aslında tek kişiyi farklı bir sevgi hitap etme sözcüğü ile kaydetme girişimim olmuştu. Şimdi rehberimde bile öyle bir kişinin artık kaydı yok.  


Özetle sizden sene geçiş emek ister. Geçildiği vakit de senin değerini bilmek gerekir. 


Mutlu pazarlar... 

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Aşk mı yoksa Limerans mı?

Aşk mı yoksa Limerans mı? Uzun süredir anlamaya ve tanımlamamaya çalıştığım bir kavram Aşk (baş harfi her daim büyük harfle!). Üzerine milyonlara sayfa yazı, yüzbinlerce şiir yazılmış, binlerce şarkı ve film yapılmış, pek çok insanı da psikolojik yıpranmaya sürüklemiṣ karmaşık bir duygu durumu.  Peki ne kadar gerçek aşk dediğimiz duygu? Bazen bir sanrı, belki de bir yanılsama mı? Bir geçici delilik veya sarhoşluk hali mi? Meczupluk mu aşk? Kendinden vaz geçmek mi? Yoksa kendi narında eriyip yok olmak ve küllerinden yeniden doğmak mı Aşk?  Bu konuların pîrî, üstat Alain de Botton şöyle diyor:  "We end up lonely because we have a wrong theory of love." Yani (yazının hepsini okuduğum için şerh düşerek) aşk hakkında zihnimizde toplumun dayattığı, idealize edilmiş, romantik ve mitleştirilmiş bir hayali beklenti oluştuğu için (kısaca özünde) yanlış bir aşk kuramı ile beklentiye sürüklendiğimiz için eninde sonunda yalnızlık ve hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor ilişkil...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...