Ana içeriğe atla

Hey Gidi Goca Dünya...

Hey Gidi Goca Dünya 


Bir süredir şehir dışında idim. Akademik olarak iki gün boyunca İngilizce sunumlar ile aşırı dozda alınmış ilim ve irfan aşkıyla beslendikten sonra, sakin ve huzurlu evime geri dönmüş oldum.  


Ben ani bir kararla dönüş biletimi yaktım ve Ankara'ya üniversiteden (METU FLE) sınıf arkadaşımın şirket arabasıyla döndük... Bol bol sohbet ile geçti tüm yol. Biraz hayatı sorguladık, biraz maziden, biraz iş hayatından, biraz siyasi gündemden, biraz da ortak kaderden bahsettik - ikimizinden de evlilik sonrası yaşları birbirine yakın birer oğlumuz var - haftada bir kaç gün birlikte kaldığımız. Eski eşler, yeni hayatlar, taze hedefler, yaşın getirdiği olgunlukla karışık dinginlik ve tipik "bekar erkek maceraları" geyik muhabbetleri ile yol kısaldı, yemek molası vermeyi bile unuttuk Semih ile giderken... 


Hayatın kısa olduğuna karar verdik; 1969 model iki adam olarak... Tecrübeler,  yaşanmış fantastik öyküler, her tür yaşanmışlıklar 😉, başımıza gelenler vs vs derken galiba hayatı yaşayıp yaşamamış olduğumuz sorusunu düşündük bir yerlerde - içimizden elbette... Çalışılan camia (ODTÜ ve Bilkent) ve bir arada olduğumuz üniversite ekibi dikkate alınınca ortak pek çok konu yolu unutturdu... Sonrasında da orijinal mekanında Ankara klasiği döner yiyerek günü bitirdik. Tekrar en kısa zamanda görüşme için sözleştik - elbette bunun yakın zamanda olmayacağının farkında olarak... 


Bunları anlatma sebebim, koca dünyada aslında bir taraftan da ne kadar bireysel ve ne kadar tekil yaşadığımızı fark etmem oldu aslında.  Herkesin omuzlarında koca bir dünya var - ve dünyanın yükü büyük. Meşgaleler, hayat gailesi, büyük görünen ama aslında küçük olan hedefler - yol öyküleri ile bezenmiş aslında kendisi de başlı başına bir yol olan hayata tutunma çabalarımız... Semih'in yolda kendi hayatına ve yaşanmışlıklarına dair anlattığı iki vakıa beni derinden etkiledi... Çok benzer olmasa da onun iki öyküsüne benzer kendi hayatımdan iki öykü de ben anlatım ona bir kısa öykücü namzeti olarak... Hepsinden birer film senaryosu olur. 


Bu arada dostumu yazının orta yerinde iken arayarak izin istedim kendisinden - iki orta yaş bekarı 😉 olarak - yazının bir parçası olma konusunda hakkını teslim etme iznini de alarak... Sonuç olarak bundan sonra hayatımızda ne istiyoruz sorusu asıl kısmı oluşturdu. O bana tecrübelerini anlattı - artık hayatınızın geri kalanında aşk'a ve sevgiye dair karşı türümüz olan kadınlardan ne istiyoruz bundan sonrası için... Ben de kendi adıma nasıl bir huzur ve dinginlik istiyorum geride kalan hayatımdan - ve hey gidi goca dünya gam yükü müsün - dedik içimizden...


İnsanı hayata bağlayan ve dinç tutan şeylerin başında sosyal ortam ve yakın dostluklar geliyor ve insanlar birbirlerini - hem mecazi hem de gerçek anlamıyla - yolda tanıyorlar... 


Dünyanın derdini hafifletecek yoldaşlarınız ve yol arkadaşlarınız olsun.... Ömre ömür katan aslında sizi hayatta mutlu tutan şeyler... Güzel bir hayat arkadaşı,  yakın bir sırdaş, eski bir dost, birlikte hoş ve keyifli vakit geçirdiğiniz aile dostları,  iş arkadaşları, huzur veren bir eş, size mutluluk veren bir sevgili, gözlerinizi ışıl ışıl parlatan can dostlar olsun hayatınızda - bir de hayatınıza daha çok anlam katan bir amaç ve elbette bir de ömrünüzün zenginliğine bereket ve bolluk katan evlatlar, hayat arkadaşlarınız olsun... 


Güzel bir hafta olsun...




Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...