Quo Vadis?
Bazı sorular samimiyet içeriyor. Nasılsın gibi? Kimi zaman dilsel iletişimin bir parçası olarak gündelik hayatta cevabını bile beklemeden sorarız nasılsın diye? Halbuki oturup dinlerseniz sakin biçimde neler çıkar o sorunun altından, değil mi?
Dünkü yazımdan sonra pek çok eski okul arkadaşımından ve yaşıtım sayılabilecek dostlarım ve takipçim bir kaç kişiden güzel yorumlar aldım. Hepsi de arkadaşlık ve hayatımızın geri kalanında ne yapmalıyız kısmına dair, çok insani ve çok dürüstçe yapılmış kısa da olsa özü veren dipnotlar şeklindeydi.
Samimiyetle sorduğunuz her soruya samimi cevaplar alırsınız. Latince güzel bir sorudur Quo Vadis? Bir ara yanlış hatırlamıyorsam Avustralya Qantas havayollarının reklam sloganı idi. Quo Vadis? Nereye? Ya da yolculuk nereye? Ya da nereye gidiyorsun? Aslında bu söz İncilde geçen bir alıntıya dayanıyor. İmparator Neron'un zulmünden kaçan İsa'ya Aziz Peter'in sorduğu soru imiş. Nereye kaçıyorsunuz babında: "Domine, quo vadis?" Shakespeare Ingilizcesi ile: ""Whither goest thou?" Hicret nereye?
Zannederim arada bir durup kendimize sormamız gereken de bir soru bu. Hayat heyhulası içinde neyin peşinde koşuşturduğumuzu düşünürken bazen kayboluyoruz sanki. Birden kendimizi başka bir yeni koşuşturmaca içinde buluyoruz, bir önceki bitmeden ve sonra yeni bir başka gaile geliyor biri bitmeden.
Bu yolculukta arada bir nefes almak iyidir ve iyi gelir insana. Quo Vadis? Yolculuk nereye? Nereye gidiyorum diye sorun arada bir de olsa? Daha önce Kayıp Yolcunun Rehberi ve Kendine Hicret başlıkları ile yazılar yazmışım nevfelbaytar.blogspot sayfasında. Kendi açımdan yolculuğu önemsiyorum. Klasik ifade ile öykücülükte ya şehre yeni bir adam gelir ya da adam şehirden ayrılır. Burada üç önemli husus var aslında yola ve yolculuğa dair:
Birincisi sorunun kendisi: Yolculuk nereye? Quo Vadis? Kendimize soralım bu soruyu. Nereye gidiyorum? Yol beni nereye götürüyor? Demeden; Ben nereye gidiyorum ya da gitmek ıstiyorum diye sorun bulutların üstüne oturup yeryüzündeki halinize bir bakın arada. Ne kadar yaşarsanız yaşayın bir gün hayatın kısa olduğunu fark edecekseniz geri dönüp baktığınızda. Arkada pişmanlıklarınız az, aldığınız dersler bol olsun sadece bu önemli belli bir noktasında hayatın.
İkinci soru hedef değil yolun kendi dinamikleri ile ilgili. Buradaki soru nasıl sorusu? Nasıl bir yol yürümek istiyorum? Her uzun yol bir adım ile başlar diyor Konfiçyus. Adımı atmayı başardıktan sonra kervan yolda düzülür mantığına mı yoksa arada bir yolun dışına ara yollara ve az gidilen patika ve yollara mı dalıp hayatın başka renklerini de sorgulamak mı gerekir? Yol tek değil ve yolda yolu değiştirmek de insana dair. Biz ağaç değiliz ormanda ilerleyen yolcularız bunu unutmayın yürürken...
Üçüncüsü belki de en önemlisi... Yol arkadaşı meselesi. Yoldaşlar, dostlar, yarenler, sevgililer, eşler, aile fertleri, evlatlar, yolda karşınıza çıkanlar, yolumuzun üstünde duranlar, yoldan çıkmamıza sebep olanlar, yola girmemize vesile olanlar, yolda kaybolanlar, birden ışıltıyla yolumuzu aydınlatanlar, belki de yoldan geri dönmemize neden olanlar. Her birinin bir hikmeti var tıpkı Simyacı'da San Diego'nun veya roman kahramanlarının veya tüm insanlığın her bir ferdinin yaşadıkları gibi... Büyük soru şu galiba? Fiziken bir arada olamasak bile yolculuğun büyük kısmında kalp yoldaşımız kim? Kim o kalbi ısıtan ve yolu kolay ve yürünebilir kılanlar?
WhatsApp profilimde Memento Mori, Memento Viveri yazıyor. Yani: Ölümü hatırla ve yaşamayı da unutma! Asla pesimist karamsar bir ifade değil bu. Tam tersine hayata sıkı sıkıya tutunmaya davet benimkisi. Belki de hayatı anlamlı kılan tek şey bu... Yaşadığını bilmek. Oscar Wilde'nin dediği gibi.
Yaşamak çok nadir bir şeydir. Çoğu insan sadece var olur. Hayata güzel bir imza bırakmanız dileğiyle mutlu Pazarlar.
Yorumlar
Yorum Gönder