Hayata Dair Aforizmalar 003
Pazar Yazıları No: 066
Bu İngilizce tabir ile zannederim ilk kez 1987-1988 akademik yılında hazırlık okulunda okurken karşılaştım. O dönemde ODTÜ'de C Grubunda (hiç İngilizce bilmeyenlerin olduğu grup) okutulan ders kitapları dışında (Longman Kernel Serisi); arkadaşlar ile yaşadığımız öğrenci evinde diğer üniversitelerde eğitim alan arkadaşlar ile haricen takip ettiğimiz bir okuma kitabı vardı. Zannederim New Concept English idi serinin adı. Practice and Progress adlı kitapta ilk defa görmüştüm ve o zaman tam olarak anlamamıştım bu ifadeyi. Birebir çevirisi elbette neredeyse hiç bir şey ifade etmemişti: ''kılık değiştirmiş nimet!''
Türkçeye "her şeyde bir hayır vardır" veya daha dini bir terminolojii ile ifade etmek gerekirse; "Hoşunuza gitmeyen bir şeyde sizin için hayır, hoşunuza giden bir şeyde de sizin için şer vardır. Allah bilir siz bilmezsiniz." Kaynağa baktım 2. Sure (Bakara) 216. ayet. Buradaki bağlam savaş izni verilmemesi ile ilgili tamamen benim anlatmak istedğim durumdan apayrı bir süreç ile ilgili ve aslında içerik gündelik 'her işte bir hayır vardır' algısından oldukça farklı. Maalesef bu mûtevekkil zihinsel yapı (mindset) doğu insanının (batı tefekkürüne karşıt olarak) zihniyetine yerleşmiş gibi...
İşin etimolojik arka planını bir yana bırakacak ve bizim sıradan ve gündelik yaşamamıza geri dönecek olursak, en kısa tabir ile; gözümüzde önemsiz ve hatta zararlı görünen bir olumsuz olay, tartışma, kandırılma, kazıklanma, ayrılık, aldatılma, mali yoksunluk, duygusal çöküntü ve depresyon, (mazallah cidddi bir) kaza, ruhi sıkıntı, dert veya marazi bir durumun arkasında hayırlı ve güzel bir nüve saklı duruyor olabilir. Aklımızda tutmamız gereken de bu.
İlk anda elbette olayın sıcaklığı ile bunu fark etmek ya da o dirayet, öngörü ve kötülüğü kaldıracak sabra sahip olmak da elbette başta epeyce zor olabilir. Kimi zaman uğursuz bir dizi süreç art arda tekrar da edebilir. Bu yönde pek çok vakıa da söz konusu. Bu elbette her zaman böyle işleyen bir süreç değil. Olamaz da.. Yeryüzünde (ve belki de göklerde) hakim olan işleyiş kanunlarına da ters. Bire bir diyalektik bir süreç yaşanmasını beklemek de safdillilik olacaktır.
Biz hayır-şer ikilemi veya olgusunu bireyler nasıl yaşıyoruz diye soracak olursak? Bir kaç sıradan - herkesin başına gelebilecek türden - örnekler ile konuyu aklım yettiğince açıklamayı deneyeyim. Bir kaç örnek vereceğim sadece:
Ticaret yaptığınızı var sayalım. Ortağınız, dostunuz, bir yakınınız, akrabanız veya cin fikirli (dolandırıcı) bir müşteriniz tarafından kazıklanabilirsiniz. Haksız biçimde ortada kalabilir ve ciddi bir mali ve duygusal yıpranmaya ve depresif bir ruh haline itilmiş halde bulabilirsiniz kendinizi - üstelik de yapayalnız ve çaresiz... Ama aradan zaman geçip kendinizi toplayıp, silkelenip ayağa kalktığınız vakit, bu olumsuz durum size güzel kapılar da açabilir. Şer hayra dönebilir; daha iyi bir finansal güce de erişebilirsiniz. Bunların hiç biri de olmayabilir elbette; her hangi bir çaba göstermez ve eyleme geçmez iseniz, zaten bir hayır da beklemeniz abesle iştigal olur...
Biraz da duygu dünyamızdan örnekler verelim. Karşı taraf (eş, sevgili, dost, akraba, komşu, arkadaş, yoldaş) ile yaşadığınız bir tartışma, küsme, ayrılma, uzaklaşma, soğuma, kandırılma, ilgi kaybı, zarar verme, sessizleşme, ilgi kayması, (en ağırı aldatma) vb duygu durum değişiklikleri ilk başta kabul edilemez, yıpratıcı hatta dünyanın başınıza yıkıldığı - geri dönülmez, tamiri mümkün olmayan anlar veya kırılma noktaları gibi görünebilir. Yas tutmanın beş evresinin ilk iki evresinde (yani; isyan ve öfke sürecinde) olduğu gibi sadece negatif duygulara çakılı kalmak da söz konusu olabilir, ancak biraz zaman ile (ki bu durumlarda en iyi ilaçtır kanımca) kendinizi tekrar keşfedebilir, yaşanan şeyi bir ders olarak kabül edip, yolunuza devam edebilir ve hatta belki de yepyeni bir ufka yelken de açabilirsiniz.
Hayat ilginç; çevremde öyle öyküler dinledim ve gözlemledim ki... Her bir birey başlı başına bir roman. Herkesin yaşanmışlıkları bir diğerinden farklı. Olaylara verilen tepkiler de farklı. Bir ilişkide yaşadığınız kırıcı ve yıkıcı diyalog aslında daha önce başkasına zamanında vermediğiniz tepkinin sizdeki yersiz izdüşümü ve geri dönüşü de olabilir. Başkasının veya başka bir durumunun daha önce size yaşattığı şerrin (kötülüğün) yeniden ve başka kişilerde aynı biçimde tezahür edeceğini düşünmek aslında mesnedsiz bir su-i zandır. O kişiye haksızlıktır. Buradan bir hayır mı şer mi çıkar o da galiba ''Yaşayalım ve görelim'' sürecine ve farklı silsile olarak gelecek durumlara bağlı.
Sonuç olarak, hayat bize her zaman istediğimiz gibi davranmayabilir; yolumuza sürekli güller de sermeyecektir hayat. Varlığın fıtratına aykırı. Aslında, belki de konu şair Louis Aragon'un veya Schopenheur dediği gibidir; bazı şeyler olmayınca olmuyordur, çok zorlamamak gerekir tek taraflı... Kim bilir? Bir konuda içsel huzura varmanın en güzel yolu; sizi husursuz eden şeyi artı ve eksileri (hayır ve şer olarak addettiğimiz şeyler) ile düşündükten sonra; daha iyi bir birey olmak; kendi yolumuzda kendi ışığımız ile gelişme ve ders almaya açık bir biçimde seçtiğimiz ve olmayı istedğimiz yolda ilerlemek olmalı... Gerisi geride ve karanlıkta kalmalı...
Gelecekte önümüze çıkması muhtemel uğursuz şerler için şimdiden endişe etmeye gerek duymadan; bizim için iyi ve huzur verici olanı yaptığımıza kanaat getirdikten sonra ilerlemek ve artık iki de bir durup geriye dönüp bakmamak olmalı. Gerisi mücadele... Olur zaten olması gereken, su akar ve yolunu bulur...
11 Eylül 2026
Ankara.