Anneye Dair
Avuç İçlerinde Saklı Bir Dünya: Anneye ve Anlamına Dair
Bugün takvimler o malum pazarı işaret ediyor. Mayıs ayının ikinci pazarı. Anneler günü. Bu vesileyle önce 80 yaşına girmek üzere olan canım annemin anneler gününü 350 kilometre uzaktan ona sarılarak kutluyorum. Onun için ben hala kucağına yatırıp sevmek istediği o saçları ağarmış ama hala büyümeyen küçük ve biraz da haylaz oğluyum.
Sonra tüm kadınların, kendini anne hissedenlerin, birilerine annelik yapmayı isteyenlerin, anne olmayı bekleyenlerin, anne olmamayı tercih edenlerin ve aramızdan ayrılan annelerimizin anneler gününü kutluyorum. Hakları ödenmez - bunu da bilerek tüm annelerin ellerinden öpüyorum.
Bugün 10 Mayısta sokaklarda çiçekçiler telaşlı, vitrinler süslü, sosyal medya ise muhtemelen neşeli fotoğrafların istilası altında. Ancak "Anne" dediğimiz o devasa kavram, sadece neşeli bir pazar kahvaltısına ya da paketlenmiş bir hediyeye sığmayacak kadar derin; bir yanı ışıl ışıl, diğer yanı ise sessiz bir kederle gölgelenmiş bir madalyon gibi olabiliyor bazıları için. Bu da hayatın yadsınamaz bir gerçekliği.
Kutsal Bir Emanet mi: Annelik Nedir?
Annelik, biyolojik bir süreçten ziyade bir varoluş ve bunu içselleştirme biçimidir. Bir insanın kalbinin, vücudunun dışında atmasıdır. Dünyanın en güvenli limanı, karşılıksız sevginin yeryüzündeki tek gerçek temsilidir. Bir çocuğun ağlamasından aç olduğunu, suskunluğundan ise derinlerde bir derdi olduğunu anlayan o muazzam sezgi, insanlığın sahip olduğu en kadim mucizedir.
Annelik; sabırdır, uykusuz gecelerde dokunan bir şefkattir ve kendinden önce "o" diyebilme yüceliğidir. Bu yüzden kutsaldır; çünkü yaratılışın devamlılığını sadece fiziksel olarak değil, ruhsal bir inşa ile sağlar.
Madalyonun Öteki Yüzü: Sessiz Kalanlar
Ancak bu pazar, herkes için aynı tınıda geçmiyor. Kalabalık kutlamaların arasında, derin bir sessizliğe bürünen kalpler de var elbette:
İlk Kez Sessizliğe Uyananlar: Bu yıl masada bir sandalye eksik, telefonda aranacak o numara cevapsız... Annesini ilk kez bu özel günde toprağa emanet etmiş olanlar için bugün, kutlamadan ziyade bir özlem sınavı. Onlar için annelik artık bir ses değil, göğüs kafesinde sızlayan bir hatıra. En çok da bu sessizlik içinde annelik değerini tekrar hissettiriyor. Geç olmadan değerini bilmek gerekir.
Anne Olamayanlar ve Evlat Bekleyenler: Kalbi annelik şefkatiyle dolup taşan ama kucağı henüz dolmamış olan kadınlar... Onların içindeki o "henüz doğmamış" sevgi, bazen en büyük fedakarlıktan daha ağır gelir. Allah isteyenlere versin tabiri karşılık bulsun diyelim.
Annelik Sıfatını Taşıyamayanlar: Kabul etmesi zor olsa da, her kadın o kutsal kimliğin hakkını veremez. Kendini buna uygun veya hazır da hissetmeyebilir. Yaralı çocuklukların, eksik bırakılmış ruhların müsebbibi olan "anneler" de var. Bugün, sevgisiz büyüyen çocukların yaralarını kendi kendilerine sarmaya çalıştıkları o buruk gündür aynı zamanda. Bu da bir yeryüzü gerçeği maalesef.
Bitmeyen Bir Bağın Zarafeti
Annelik, sadece doğurmakla değil, oldurmakla ilgilidir. Bazen hiç doğurmamış bir kadının bir yetime kol kanat germesinde, bazen bir öğretmenin öğrencisinin gözündeki yaşı silmesinde gizlidir o kutsal ruh.
Bugün; Annesi yanında olanlar kıymetini bir kez daha bilsin; bir sesin, bir kokunun ne büyük bir servet olduğunu anlasın.
Annesini kaybedenler, onun öğrettiği iyilikte ve bıraktığı izde onu yaşatmaya devam etsin.
Anne olmayı dileyenler umudunu, anne şefkatinden mahrum büyüyenler ise içlerindeki o çocuğu sevmekten asla vazgeçmesin.
Zira annelik, sadece bir kimlik değil; dünyayı daha katlanılır kılan o büyük merhametin adıdır.
Tüm kadınların, anne hissedenlerin ve kalbinde bir anneyi taşıyanların günü kutlu olsun.
Nevfel Baytar
10 Mayıs 2026 Pazar
Ankara.