Ana içeriğe atla

Sana Dair

Sana Dair


Sabahın ilk ışıkları

Süzülüp girdi içeriye,

Önce hafif bir rüzgar esti

Usulca dokundu pencereye.


Sonra deniz kokusu geldi

Dalgalandı tüller tatlı bir esintiyle

Arkada, sahile vuran dalga sesleri...

Fonda ise plaktan gelen şarkının nağmeleri. 


Günaydın, dedi adam...

Sessizce bir buse kondurdu

Kalbine huzur veren güzel kadının 

Önce kirpiklerine, sonra bal rengi gözlerine.


Yeni bir gün daha

Eklendi hayatımıza

Diye geçirdi her ikisi de

Mutlulukla aynı anda - içlerinden.


Sıcacıktı içerisi;

Tuz kokusu vardı,

Kadının ıslak saçlarında

Ve bembeyaz taştan duvarlarda. 


Eli gezindi adamın

Kadının narin omuzlarında.

Teni sanki güneş ışığından yapılmış

Bronzdan bir heykel gibi parlıyordu yanında.


Kadının minicik elleri

Dokundu adamın yüzüne

Güneş vuruyordu kahverengi gözlerine.

Gülümsediler ve 'günaydın' dediler birbirlerine.


Kadın yaklaştı ve

Başını usulca koydu 

Adamın kalbinin ta üstüne, 

Dinledi huzurun o dinginliği, sessizce...


Mutfaktan gelen taze çekilmiş 

Kahve çekirdeklerinin cazip kokusu

Davet ediyordu onları yine; dün yıldızları

Seyrederken, birbirlerine sarılıp uyudukları yerde.


Gülümsediler sadece;

Önce sokuldular birbirlerine, 

Sonra tekrar sarıldılar, sımsıkı yine - yeniden

Ve gülüşerek süzüldüler lavanta kokan şiltelere.



Nevfel Baytar

26 Nisan 2026 Pazar

Ankara 





 




Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Aşk mı yoksa Limerans mı?

Aşk mı yoksa Limerans mı? Uzun süredir anlamaya ve tanımlamamaya çalıştığım bir kavram Aşk (baş harfi her daim büyük harfle!). Üzerine milyonlara sayfa yazı, yüzbinlerce şiir yazılmış, binlerce şarkı ve film yapılmış, pek çok insanı da psikolojik yıpranmaya sürüklemiṣ karmaşık bir duygu durumu.  Peki ne kadar gerçek aşk dediğimiz duygu? Bazen bir sanrı, belki de bir yanılsama mı? Bir geçici delilik veya sarhoşluk hali mi? Meczupluk mu aşk? Kendinden vaz geçmek mi? Yoksa kendi narında eriyip yok olmak ve küllerinden yeniden doğmak mı Aşk?  Bu konuların pîrî, üstat Alain de Botton şöyle diyor:  "We end up lonely because we have a wrong theory of love." Yani (yazının hepsini okuduğum için şerh düşerek) aşk hakkında zihnimizde toplumun dayattığı, idealize edilmiş, romantik ve mitleştirilmiş bir hayali beklenti oluştuğu için (kısaca özünde) yanlış bir aşk kuramı ile beklentiye sürüklendiğimiz için eninde sonunda yalnızlık ve hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor ilişkil...