Ana içeriğe atla

Savaş Tamtamları

Savaş Tamtamları 

Pazar Yazıları No: 060


Düne kadar (başka bir milat olan 28 Şubat) Pazar Yazıları bağlamında hayat yoldaşlığı ve yeniden aşk başlıklı bir konuda yazı yazmak vardı kafamda ve anahatları da netleşmiş idi zihnimde. Lakin, peş peşe gelen haberler ile dün saatlerce yorum okudum ve yorumcuları dinledim Türkçe ve İngilizce kanallardan. 


En son 6 Şubat depreminde saatlerce ve sonrasında bir kaç gün televizyondan haberleri izleyip hüngür hüngür ağlamıştım, insanoğlunun çaresizliğine, ders almaz aymazlığına ve oradaki kaderin mağdurlarına... Bugün de aynı hisler var kalbimde. O zamandan beri televizyondan haber izlemiyordum.


Tamtam kelimesinin ilkel tınısını seviyorum. Bu kelimeyi zannederim ilkokulda küçük bir çocukken H. Rider Haggard'ın Kral Süleyman'ın Hazineleri adlı macera romanında duymuştum ilk kez. Kahraman (sözde arkeolog) Alain Quatermain'in Tevrat'ta bahsi geçen israiloğulları'nın zengin (peygamberi) Süleyman'ın efsanevi Afrika altın ve elmas madenlerindeki hazineleri peşinde koşarken ilkel kabileler ile karşılaştığı sürükleyici öyküde yerlilerin çaldığı bir haberleşme ve uyarı davulları idi tamtamlar... 


Pek bir şey değişmemiş romanın yazıldığı 1885 yılından bu yana. Ben 1970 lerin sonlarında okumuştum bu kitabı ve o dönemde de İran da halkın başlattığı bir islami 'halk' devrimi olmuştu, Fransa'dan sürgünden gelen Ayetullah Humeyni önderliğinde bugün oğlu Amerika’da yaşayan şeh-in şah Rıza Pehleviye karşı bir devrim idi bu...


Bunca zengin petrol, gaz, altın madenlerine rağmen ambargolarla ve dini anlamda baskıcı molla rejiminin etkisi altında halkı her anlamda ezilen İran; bugün İsrail ve ABD ortak yapımı senaryo ile bombalanıyor ve yine okullarda masum çocuklar ölüyor. Çocuk demişken, hem depremde kaybolan çocuklar hem de Epstein bağlantıları ile birleştirerek: 


İsrail güdümlü şantaj çetesi lideri (elbette intihar değil kayıp) Epstein'ın zulüm ve günah adasından çıkmayan, çocuk istirmarcısı yamyam kanibalist sapkın Baalcı ekibin bir parçası olan Trump ve günahdaşı zebani Netanyahu, vaad edilmiş topraklar safsatası ile üçüncü dünya savaşını tetiklediler dün... Petrol zengini Venezuela'nin bir gecede derdest edilen lideri Maduro gibi İran'ın dini lideri Hamaney ve ailesi de öldürüldü. 


Hazırlıksız yakalanan İran da gövde gösterisi olarak misilleme yapıyor Amerika ile işbirliği yapan komşu körfez Arap müslüman ülkelerinj ve İsrail'i bombalayarak, Hürmüz boğazını kapatarak...


Şantajcı amcalarının sözünden çıkamayan, diğer siyasetçiler ve ultra zenginler gibi akıl ve izandan yoksun emlakçı pedofil Trump; öldürülen Hamaney için "çok kötü bir adam"dı demiş, sınırlı kelime dağarcığı ile. Aklıma konuyla ilgili Alman yazar Büchner'in devrimci Fransız Danton'un hikayesinde bahsettiği hep kendini doğrulayqn meşhur sözü geldi: "Her devrim kendi çocuklarını yer..."


Yetmişlerde bir halk devrimi gibi başlayan İran rejiminin günümüzdeki batı karşıtı softa mollaları kendi çocukları lüks balolarda straples gelinliklerle dans edip evlenirken ve de Londra ve Boston'da özel okullarda okurken dinle soslandırımış soygun ve talana karşı ekonomik ve siyasi özgürlük isteyen kendi öz halkına karşı özgürlük isteyen on binlerce genci pastaranlar ile katlederken, bu yapının artık inançla bağı olmayan ve pek savunulacak bir tarafı da olmadığı ortada. 


Batı şimdi petrol karası ve çocuk kanı ile bulanmış ellerini ovuşturarak ve salyalar saçarak kendi güdümünde kurulacak bir iran hayali ve sonrasında akacak petrodolarlar ve altının peşinde. Her yere modern ve çağdaş demokrasi getirme şiar ve niyetiyle yola çıkan savaş gemileri füzeler bu masum ABD çıkarlarının kanatları altında yuva kuran veliaht şah Ali Rıza Pehlevi Washington da Trump amcasının kucağına oturmuş Tahran'daki oyuncak tahtını geri istiyor... Game of Thrones, Episode 2026...


Peki ne olacak? Muhteris ve tamahkar batı, orta doğunun kasabı azılı israil ve onların dönek ve fırıldak kankası Suudiler, cahil bırakılmış ve boş bakışlı orta doğulu halklar ve onların satın alınmış kefiyeli şeyhleri; çalınan tefler eşliğinde şatafat ile şişirilmiş beton kuleler çöplüğünden oluşan suni çöl şehir devletlerindeki ofislerinde yeni ekonomik buhrana alkış tutacaklar... 


Bu çatışma uzun sürerse ve yayılırsa tüm bu coğrafyanın kalbindeki ülkemiz de ciddi olarak bu talandan sert biçimde ekonomik olarak çok olumsuz etkilenecek. Bu hengamede taraf olup bin yıllık komşularına karşı fiili bir savaşa itilmek istenecek elbette. 


Toprakları içinde yer alan Amerikalılara ait İncirlik üssüne sahip bir NATO üyesi olarak; ne Arab, ne Acem, ne batılı, ne Orta Doğulu olmayı başaramayan deist ağırlıklı müslüman Türkiye bu gergin ipler üzerinde dış güçlerin tongasına düşmeden ve birilerinin ketenperesine gelmeden bu ateş çemberinde bu ipler üzerinde nasıl ayakta durmayı başaracak acaba? Çok zor dengeler hepimiz için...


Yapay zeka ile her tür görselin ve yalan haberin anında üretilebildiği ve psikolojik, medyatik ve dijital  savaşın zirvede olduğu 2020ler acaba 2030 a kadar nelere gebe?


Umarım coğrafyanın hem kader hem de keder olduğu bu makus topraklarda aklı selim kalabiliriz toz duman sis ve pus ile grileşmiş bu heyûlâ içinde... Karanlık çarkı bir kez döndürdü yine yeryüzünün insan görünümlü muhteris şeytanları...


Sonuç mu? ​Savaş tamtamları artık sadece uzaktan gelen bir ses değil; kapımızın eşiğinde, beynimizin içinde atıyor artık. Bir yanda sözde modern, teknolojik üstün teknolojili dünyanın beyhude hırsları, diğer yanda kadim geleneklerin ve kendi sapkınlıklarını ört pas edebilmek için yeryüzünü cehenneme çeviren dumansız ateşten yaratılmış bu soytarıların eliyle insanlık onurunun yıkılışı izliyoruz. 


Eğer bugün barışın o ince sesi, füzelerin ıslığından daha gür çıkmazsa; yarın tarih kitapları bu coğrafyayı sadece "kaybedilmiş bir cennet" olarak yazacak. 


​Bugün 1 Mart 2026 ve Pazar. Cumartesi günü kutsal bir şabat gününde başlatılan saldırılar eşliğinde Orta Doğu yine ağlıyor, biz ise televizyon karşısında şatafatlı iftar sofrasında yediğimiz tatlıların rehavetiyle sanal bir video savaş oyunu zannettiğimiz görüntüler eşliğinde; çekirdek çitleyerek bizim evimize dūşmeyeceğini zannettigimiz füzeler ile bombalanan şehirleri ve yine ölen masum çocukları izliyoruz bu bir türlü içine sığamadığımız bu kadim coğrafyada... Hep olduğu gibi...


Mutlu pazarlar cümleten...

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...