Ana içeriğe atla

Akide Şekerim

Akide Şekerim 


Küçüktüm, küçücüktüm.

Severdim şekerleri

En çok da hani sert

Duru camlar gibi

Farklı renkleri olan

Akide şekerlerini...


Güzeldi tatları;

Külahta minik olurdu 

Minik nane şekerleri

Portakallı, güllü ve

Bir de karamelli 

Semsert olurdu 

Bonbon şekeri 


Hepsi farklı tatlar verirdi 

Hele bir de fındıklısı

Ya susamlısına ne demeli?

Ağızda keyifle erir, 

O tat ağızda hiç bitmezdi...


Düşündüm yıllar sonra 

Neden bu kadar çok 

Sevmiştim akide şekerlerini? 

Neydi bendeki anlamı 

Bunca yıl sonra bile 

Çok değerli? 


Niye en renklisini?

Kaya gibi sert halini?

Aromaları cezbedici...

Acaba neden bu kadar çok 

Sevmiştim ben bu şekeri?

Aklımdan neler geçmiş

Anılarda gezinmiştim. 

Çocukluğum geri gelmişti...


Akide aslında bağlılık 

Yemin etmek demekti...

Akit yapmak ve 

Bir söz vermekti...


Bu şekerin hikayesi 

Ve upuzun geçmişi 

Beş yüz yıldır devam eden

Koskoca bir gelenekti.

Çok güçlü bağlar ve sadakat ile

Sımsıkı sevmek demekti...


Evet, akide şekeri sertti.

Hemen eriyip gitmez,

Ağızda dağılmaz 

Bir taş gibi güçlü 

Üstelik de rengarenkti...


O fakir çocukluk günlerimin 

Uzun süren mutluluk sebebi...

İşte bu şekerlerin verdiği 

Çabucak tüketilmeyen 

O uzun süren keyif hissi.


Şimdi o çocukluk günlerim geçti 

Yerine  olgun bir adam geldi.

Kalbinde yine akide şekerinin

O masum cıvıl cıvıl renkleri...

Yılların birikimi ve deneyimi ile

Artık çok net anladım ki:


Akide şekeri çok özeldi

Bana hayata dair 

Ne çok şeyi 

Bu küçücük ama 

Upuzun mutluluğu veren 

İşte bu şeker öğretti.


Anladım şimdi 

Akide şekeri ne demekti

Bu bir emek

Bu bir bağlılık 

Bu bir sevgi demekti

Cam gibi bir kalbi

Hep sevmek demekti...


O tatlı anların 

Yıllarca sürmesi idi

Gerçek sevgi...

O tadın hiç bitmemesi

Saatlerce aynı keyfi 

Hiç eksilmeden vermesi

Evet buydu işin sırrı:


Akide şekerinin hikayesi...

Unutulup gitmemesi

Eriyip tükenmemesi

Özünü kaybetmemesi

En küçük darbede

Ufalanıp gitmemesi

Ve elbette aromasının 

Zamanla yok olup 

Bambaşka bir tada dönmemesi  


Sevgide asıl bu önemliydi.

Hem de çok önemli...


Bunu daha yeni anladım...

Çocukluğumun o masum tadı

Aslında sevgiye verilen emek

Aşkta sebat etmek ve 

Sevgiyi tat ile beslemek 

Acıyı sevgiyle eritip

Aşk'ın rayihasını ve kokusunu

Asla kaybetmemek...


Gerçekten çok değerliydi 

Akdetmek ve o akitte vefa etmek

Akide şekeri gibi 

Aşkta taş gibi kalabilmek.

Ufalanıp gitmemek...


Akide Şekerimsin benim.

Cam kalpli biricik sevgilim.

Tüm renklerini ve saflığını 

Ve de duru güzelliğini

Akide şekerinin içine 

Sonsuza dek nakşetmek...


Artık karışıp gidelim 

Birbirimize yekpare...

Aşkın şarap rengine ve

Masum şeker pembesine.


Ve eriyip aşkın nârında

Tutkunun  nev baharında 

Ve zamanın sonsuzluğunda

Birer akide şekeri gibi

Nice senelere, 

Birlikte...


Nevfel Baytar 

18 Şubat 2022

Ankara


















 

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...