Ana içeriğe atla

Mutluluğun Resmi

Türkiye bağlamında çokça zikredilen bir cümle bu. "Bana mutluluğun resmini yapabilir misin, Abidin?", diye sorduğu iddia edilir Nazım Hikmet Ran'ın ünlü ressama. Elbette bu resim hiç çizilmemiştir. Abidin Dino ile ilgisi bulunmayan ve ABD li ressam Dianne Dengel’e ait olan yukarıdaki resimde fakir ama mutlu insanların mutlu bir hayat sürdürdüğü görülüyor, dudaklarında gülümseme ile ma-aile koca bir yatakta uyurken... 

Peki nedir insanı - en azından bireysel düzlemde - mutlu eden? Tek başına mutluluk olur mu ve paylaştıkça azaldığı iddia edilen acının aksine;  mutluluk gerçekten paylaştıkça büyüyen bir duygu mudur? Bunu anlamak istedim bu Pazar günü bir sürü iş güç aklımdan geçerken. 

Zannederim, mutluluk denen şey ve mutlu olma süreci ve bunun devamlılığını sağlamak ve korumak pek çok etmene bağlı. Analitik düşünme konusunda bir uzman olan ve çok da sistematik açıklamalarda bulunan mühendis kafalı yakın bir dostum ile konuyu konuşup liste yapmak istedik karşılıklı sohbet ederken... dedik en çok kaç başlık altında özetleyebiliriz mutluluk denen bu tarif edilmesi ve sürdürmesi zor duyguyu? Aldığımız ortak notlar şunlar oldu. 

Birincisi: anı yaşamaya odaklanın (Carpe Diem felsefi ile hedonizm eyyamcılığı soslu bir yaklaşım ama yine de birinci sırada bu var pek çok kişi için elbette): Geçmişi düşünmeye veya gelecekte endişe etmeye değil, şu anda ne olup bittiğine odaklanın. Bu, etrafınızdaki dünyanın güzelliğini fark etmenizi ve anın tadını çıkarmayı sağlayabilir.

İkinci sıraya şunu koyduk birlikte. Kendinize yakın, orta ve uzun vadeli hedefler koyun ve onlara yönelik çalışın dedik birbirimize: Hedefleriniz olması hayatınıza amaç ve yön verir ve onlara doğru çalışmanın süreci size bir başarı, tatmin ve hayattan memnuniyet duygusu verebilir. Biraz para gerekiyor bunun için zannederim. 😉 

Üçüncü sırada daha sosyal bir açıklama bulduk mutluluğuna dair. Çevrenizdekiler ile olumlu ilişkiler kurun dedik mutlu olmak için: Size destek olan, ilham veren ve hayatınıza mutluluk veren insanlarla çevrili olun. Bu ilişkileri zaman, dikkat ve nezaketle besleyin. 'Beş Kişinin Ortalaması" olmak diye bir yazı yazmıştım geçen ay, pek katılmasam da iddia sahibine. Sizi mutlu eden insanlarla daha sık ve daha çok bir araya gelip bolca vakit geçirin - emin olun daha iyi hissedeceksiniz.  

Dördüncü sırada İngilizlerin Mindfulness dedikleri adım var. Yani "minnettarlık uygulaması": Günün herhangi bir anında minnettar olduğunuz şeyleri düşünün. Bu, hayatınızdaki iyi şeyleri takdir etmenizi ve olumlu bir bakış açısı geliştirmenizi sağlayabilir. Bir tür şükür felsefesi ve minnettar olduğunuz "zat(lar)" ile daha çok bağ kurma çabası içinde olun. Rahatlayacaksınız... Ruhen...

Biraz da kendimize dönelim dedik ve beşinci sıraya sağlık işini koyduk. Yani fiziksel sağlığınıza dikkat edin dedik: Sağlıklı bir beslenme uygulayın, düzenli yürüyüş ve mümkünse sistemli bir sıklıkla egzersiz yapın ve yeterince ve kaliteli uyuyun. Bunlar kendinizi biraz daha iyi hissettirebilir. İleride kendinize lazım olacaksınız, değil mi?

En çok tavsiye edilen şeylerden biri. Tam bir yaşam koçu tavsiyesi olacak altıncı önerimiz. Mutluluğa sebep olan aktiviteleri ve etkinlikleri bulun: Hobiler, sevdiğiniz sporlar veya diğer etkinlikleri düşünüp keşfedin ve bunları hayatınızda zaman ayırın. Bu yıl bir hobiye başlayın mesela. Resim kursu, taş boyama, ebru, müzik korosu, yeni bir dil, dikiş nakış, aşçılık, podcast, webinar, liste uzun....

En önemli şeylerden biri. Yedinci sırada olmayı fazlasıyla hak ediyor yedi katlı yeryüzünde en büyük affedicinin en yukarıda olduğu düşünülürse bir de... Ama önce kendinizden başlayın. Ne olursa olsun affetmeyi ve unutmayı öğrenin: Kin tutmak ve geçmişteki acıları düşünmek size duygusal açıdan yük olabilir. Affetmeyi deneyin ve ısrar edin ve o küstüğünüz ve belki de çok kızdığınız diğer insanlara karşı olumsuz duyguları artık bir kenara bırakın. Kilitli dursunlar bir yerde... Kalsınlar orada... 

Sekizinci sıraya biraz adrenalin ekledik dostumla. Dedik ki biraz çıkın kutunun dışına ve konfor alanını geçin biraz ve yeni belki de sizin için yepyeni deneyimler arayın: Yeni şeyler denemek ve konfor alanınızın dışına çıkmak hayatınıza heyecan ve zevk katabilir. Yenilik hep iyidir ve ruha iyi gelir. Taze bir can suyu gibidir yenilik... 

Mutluluğun Resmi 

Dokuzuncu ve son sıraya yine kendimizle uzlaşmaya döndük. Bir tür konu toparlama ve özetleme gibi oldu iyi bir sunum yapma becerisi sırrı bu aynı zamanda. Her şey bir yana en önemlisi kendinize iyi davranın ve haksızlık etmeyin. Herkes değerlidir bu hayatta: Kendinize bir arkadaşınız için gösterdiğiniz aynı nezaketi, merhameti ve anlayışı gösterin. Bu, daha çok kendinize hoşgörülü olmanıza ve genel olarak iyi olmanıza yardımcı olabilir.

Analitik düşünen iki adam olarak kafa kafaya verince resmini yapamasak da listesini yapabildik mutluluğun. Geriye bir tek listeye bakıp sükunet ve dinginlik içinde bunları uygulamak kalıyor. 

İyi pazarlar ve güzel bir yeni hafta olsun... Sağlık ve mutluluk ile... 

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...