Ana içeriğe atla

Harcanan Gençler Uçup Giden Zaman

Uçup Giden Zaman


Iki gündür oğlum ile satranç turnuvasındayız. Bugün üçüncü günü. Son dört maçı kaldı... Sağolsun TSF (Türkiye Satranç Federasyonu) olabilecek en kötü yerlerden birini seçmiş yine. AHT - Ankara Hızlı Tren Garının Sibirya'dan biraz hallice Ankara ayazına uygun buz gibi bir yolcu transferi ortamında - üstelik de yemek katında bildiğiniz yolcu gürültüsü, fast food yemek kokuları, oradaki otelin yolcu müşterileri güzergahının tam ortasında genç yaşlı 250 müsabık titreye titreye yoğunlaştırma gerektiren bir spor dalında turnuva yapıyorlar. #tsf ve #satranç ...

Ankara Taksiciler ve Şoförler Odası bile eminim çok daha iyi koşullarda ve ortamlarda toplantı yapıyordur. Işte bu Türkiye'nin spora olan bakışının minicik bir göstergesi. Her şey zihin yapısı ve bakış açısını değiştirme de gizli galiba. Bu arada bir kaç gündür lisans çıkartma işi ile uğraşınca zaten fena halde hantal olan devlet kafasıyla bu kadar çok genç nüfusu olan bir ülkede neden bu kadar az sporcu çıkardığını daha iyi anladım.

Iyi niyetli ve gönüllü insanlar ve sporsever ve hayatta kalma mücadelesini sporda arayan çaresiz gençler olmasa bakanlığın hiç bir şeyi umursadığını ve satranç federasyonundaki idari personelin ve yönetimin de kimseyi taktığını zannetmiyorum. Durum içler acısı yani. Bu arada üniversiteli genç yarışmacı sayısı o kadar az ki. Iyi ki üniversitelerde yılın bu döneminde final dönemi vs olduğunu bilecek kadar bilinçli, akıllı ve zeki bir federasyon yok ülkede... Mazallah gençler akıllanır falan... Kim ister düşünen ve akıllı gençlerin olmasını?

Gençlere yatırım, spor, tesis vs bir tarafa aslında bazı faaliyetler gördüğüm kadarıyla sadece rakamlarda ve sözde kalmış... Koskoca Ankara'da satranç gibi kadim bir spor dalında turnuvaya yaklaşık 240 kişinin katılması ve bunun yarısının da yaşça büyük oyunculardan oluşması; mevcut yönetimin ve mevcut federasyonun mekan konusuna akıl sporlarına ne kadar önem verdiğini açıkça gösteriyor... Tekrar müşahede ettim ki bu ülkenin derdi gençlerin geleceği falan değil. Köhneleşmiş ülke yönetim kafası gençlere maalesef çok farklı bir pencereden bakıyor. Ülke gençleri sadece parti gençlik kollarına kayıt olarak hiç bir yere varamaz. Bunu çok geç anlayacak bu tipler...

Bu arada pek çok anne veya babanın hatta büyük anne ve babaların bu süreçte benim gibi çocuklarını beklediğini gördüm b tip ortamlarda. Allah'tan hala bazı sporlara gönül vermiş tablet veya telefon ekranına gömülmekten imtina etmeyi başarmış çocuklar ve gençler var. Bu hala ülkede umut var demek...

14 yaşındaki oğlum 3-4 aydır yoğun biçimde satranç oynuyor. Yeni teknolojik imkanlar sayesinde ilgi duyanlar kendini ekran başında çok iyi bir satranç ustası haline getirebilir artık. www.chess.com gibi yerlere bakarak. Neredeyse tüm alanlarda olduğu gibi... Online eğitimler, videolar, dersler kısaca YouTube gibi mecralar dünyanın en prestijli okullarından bile daha iyi bir eğitim imkanı sunuyor insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar... Kullanmayı bilene elbette.

Kafaya koyan ve internet erişimi olan herhangi bir kimse bir kaç yüz saatte istediği bilgiyi etraflıca öğrenebilir ve bir kaç bin saatte de istediği bir alanda artık oturduğu yerden uzmanlık düzeyinde ve üstelik de ücretsiz eğitim alabilir: Isterseniz videolar ve açık dersler ile (MOOCs) her bir kaç yılda farklı alanlarda finans uzmanı, web tasarımcısı, araştırmacı vs olabilir veya üçüncü veya dördüncü yabancı dili öğrenebilirsiniz. Bunu yapmak için kendiniz dışında önünüzde hiç bir engeliniz yok. Tekrar ediyorum kendinizi geliştirmenizin önündeki tek engel sizsiniz...

Örneğin Udemy, Domestica, Coursera, Khan Academy gibi nispeten ucuz ama sistematik sertifikasyon programları ile ders hizmeti sunan yerlerden üstelik de onaylı ve sertifikalı ve de uluslararası tescilli dersler alarak işi öğrenip 5-6 ayda yepyeni bir meslek sahibi dahi olabilirsiniz. Elbette Isterseniz. Kimse vaktim dar ve az diyemez sosyal medyada gündelik zaman harcama ortalamasının genç nüfus başına 5-6 saati bulduğu maalesef medya bağımlığı ile sürekli bilinçsizleştirilen bu ülkede. Merak etmeyin isterseniz dört yıllık boş geçen üniversite eğitiminiz esnasında en az 2-3 beceri ve sertifikasyon kazanabilirsiniz gençler...

En önemlisi de isteyen istediği alana yönelebilir bu çağda. Üniversite seçme sınavı ile mecbur kaldığınız bir alanda zorla sevmediğiniz bir alanda sıkışıp kalarak isteksizce okumak zorunda değilsiniz artık. Elbette üniversite eğitimi sosyal bilinç kazanımı anlamında çok önemli. "Networking" artık bireyselciliğin tavan yaptığı bu çağda çok önemli bir sosyal beceri 21. yüzyıl dünyası için... 

Artık eski usul dört yıllık lisans eğitimi almanın pek bir önemi yok. Diploma sahibi olmak ve onu duvara asmak dışında... Dört yıl taşrada üniversitelerde işletme ve ekonomi okuyup üstüne mezun olup hala "parite" sözcüğünü duymayan gençler gördüm bizzat. Ya da Millî Eğitim de 9-12 yıl boyunca toplamda 650-1200 saat arası yabancı dil özellikle de İngilizce veya İmam Hatip Okullarında Arapça dersi alıp tek bir evet altını üç kez çiziyorum tek bir tane İngilizce cümle dahi kuramayan (örneğin: "ben okula gidiyorum" gibi) binlerce öğrenci gördüm (muhtemelen milyonlarca olmalı sayı)...

Gavurca da iki tabir - ifade var. "Paradigm Shift veya Mindset Shift" denilen. Bir an önce bu noktaya gelmez isek çok ama çok boş bir nesil bu ülkeye ve önemli noktalara gelmek durumunda kalacak. Maalesef. Zaman kafa yapısını değiştirme zamanı ve genç nesil ve genç dimağların önünde bunu yapacak zaman ve vakti var. Haydi gençler - değişme ve silkinme zamanı... Kış geçince bahar gelecek...

Güzel bir hafta olsun. 

#tsf

#satranç


Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...