Ana içeriğe atla

Kırık Kalpler Tamirhanesi

Kırık Kalpler Tamirhanesi 


Sabah erkenden açtı kepenkleri

Ne de olsa burası bir tamirhaneydi.

Bekledi ilk gelecek üftâde nasibini;

Kapıdan arz-ı endam etti kendileri...


Şuh bir sesle ustaya seslendi 

Kapıda beliren afet-i devran hanımefendi; 

Selam, dedi; tüm kapılar yine kilitli idi...

Yok oldu benimki, üzerinden günler geçti...


Ufalanmış bir kalbim var, dedi...

Sanki üzerinden tanklar geçti 

Hayırsızın biri onu parça pinçik etti.

Oysa tek bir merhabası ile kalbim erir giderdi...


Sonra, kapıda başka bir güzel daha belirdi.

Diğer müşteriye bakmadan içeri giriverdi.

Ustanın yanına kadar gitmekte istekliydi.

Belli ki o da çok, ama çok, çekmişti...


Ben ilgisizlikten muzdaribim diyebildi...

Sevdiğim bana ne çiçek, ne de bir hediye gönderdi...

Bana olan ilk günlerdeki ilgisi buhar olup gidiverdi.

Ne yapayım söyleyin bana ustam cevap verin haydi?


Çok geçmeden bir tıklatma sesi yükseldi 

Tamirhanenin kapısı dövülüyordu sanki

Gelen hiç de asude değildi; ağlamaklı idi gözleri; 

Sadece; Beni bırakıp gitti, Allah'ın belası diyebildi.


Onun daha sızlaması bitmeden 

Dördüncü kapıdan hışımla içeri girdi.

Nedir benim çektiğim bu adamdan dedi

Benimki yine bir aşüfteye gönül verdi...


Ustanın tezgahında sürü kırık kalp birikmişti 

İçinden, bugün amma bereketli bir günmüş dedi

Elindeki bir kalp düzeltici ile örsün başına geçti 

Dertler hep aynı sanki; amma dermanı besbelli...


Önce kendinizi sevmeyi bilin, emi? dedi.

Kendi değerini bilmeyen birer cüruf değilsiniz ki!

Bütün kırıklar aslında bundan mütevellit idi... 

Kendi değerini bilene bu kırıklar nedir ki?


Sonra hepsine gülümsedi, tebessüm etti;

Bazen kırıklar birleştirilip, tamir edilmeli, 

Kırıldığı yerden daha da güçlenmeli, ya da

Bazen kırıkları orada öylece bırakıp gitmeli...


Ya da kimi kırık kalpleri kuyumcuya vermeli

Onlar da bu kırıkları toplayıp altın ile bezemeli,

Öncekinden bile daha çok artmalı değeri 

Tek sır insanın kendi değerini zamanla bilmesi...


Nevfel Baytar 

30 Temmuz 2025

Ankara 







Bu blogdaki popüler yayınlar

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Aşk mı yoksa Limerans mı?

Aşk mı yoksa Limerans mı? Uzun süredir anlamaya ve tanımlamamaya çalıştığım bir kavram Aşk (baş harfi her daim büyük harfle!). Üzerine milyonlara sayfa yazı, yüzbinlerce şiir yazılmış, binlerce şarkı ve film yapılmış, pek çok insanı da psikolojik yıpranmaya sürüklemiṣ karmaşık bir duygu durumu.  Peki ne kadar gerçek aşk dediğimiz duygu? Bazen bir sanrı, belki de bir yanılsama mı? Bir geçici delilik veya sarhoşluk hali mi? Meczupluk mu aşk? Kendinden vaz geçmek mi? Yoksa kendi narında eriyip yok olmak ve küllerinden yeniden doğmak mı Aşk?  Bu konuların pîrî, üstat Alain de Botton şöyle diyor:  "We end up lonely because we have a wrong theory of love." Yani (yazının hepsini okuduğum için şerh düşerek) aşk hakkında zihnimizde toplumun dayattığı, idealize edilmiş, romantik ve mitleştirilmiş bir hayali beklenti oluştuğu için (kısaca özünde) yanlış bir aşk kuramı ile beklentiye sürüklendiğimiz için eninde sonunda yalnızlık ve hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor ilişkil...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...