Tatil Üzerine
Pazar Yazıları No: 041
Bugün bildiğimiz anlamıyla tatil aslında kavramsal olarak, insanlık tarihiyle karşılaştığında oldukça yeni bir kavram; kökeni Avrupa'daki Sanayi Dönemi sonrası sendikal bir hak kabul edilmeye kadar iniyor.
Tatil, günde 12-16 saat köle gibi çalıştırılan Avrupa'daki işçilere dinlenme imkanı olarak veriliyor aslında (çocuk işçilerin koşulları tam bir feceat bu arada). Ilk kez 1936'da Fransa'da ücretli izin sıradan halk için yasal bir hak olarak kabul görüyor.
Tarihi anlamda 1870lerden önceki tüm tatiller tamamen dini veya rituel maksatlı. Cuma (Namazı), Cumartesi (Şabat) ve Pazar (Kilise ayini) harici ve dini bayramlar ve yortular dışında tatil diye bir algı da yok. Medeni gördüğümüz batıda da çok geç gelişiyor; Ortadoğu'da zaten yıllık tatil hiç yok.
Yahudilere konulan Cumartesi yasağını da (her zamanki hin akılları ile) delmeyi başaran ve yine hiç edepli durmayan yahudiler de icat etmemiş tatili... (Para kaybı ve sermaye yitimi kaygısı ile olmalı). İslam dünyası için tatil sadece Cuma namazındaki yarım günlük aralıktan ve iki bayram tatilinden ibaret... O da eğitim ve siyasi maksatlı bir hutbe dinleme özünde...
Tatile geri dönecek olursak. Bana bir zaruret hibi geliyor tatil. Kişisel tercihim ise yaz tatili. Yüzmeyi ve denizi seven çocukluğu Gemlik'te ergenliği Muğla'da geçen bir genç olarak tatil yüzme demek benim için... Bir taraftan da karasal iklimin en berbat versiyonunu hissettiğim gri, kara ve kasvetli Ankara'ya kısa bir veda demek benim için. Su kenarına kaçış bir nevi.
Zannederim çoğumuz için tatil tebdil-i mekanda hayır vardır mantığı işliyor öncelikle. Bir yay burcu erkeği olarak ben de tatil algısı zaten farklı yerler görmenin bir tür ruh aynası gibi işlev görüyor.
Evli olduğum dönemlerde tercih ettiğimiz yerler daha farklı idi... Galiba kendi tercihim söz konusu olunca pansiyon tarzı turizmi seviyorum. Maalesef her şey dahil otellerin o "yeme içme ve verilen paranın hakkını verme kampı" benzeri ortamlar açık hava hapishanedeymişim gibi sıkıcı bir hava veriyor.
Halktan, az kazanan gerçek esnaftan ülke realitesinden uzak garip bir işletme anlayışı vana göre değil. Şehri, müzeleri, çarşıyı, yerel lezzetleri, gercek insanlarla sohbetin tadını görmeden steril bir otel kamp tatili asla beni cezbetmiyor. Çocuklu aileleri bilemiyorum elbette... Zaten rakamlar da çok astronomik olmuştur zannederim. Ona değer mi çok da emin değilim.
Iki yıl sonra oğlumla yine benim için özel bir yer olan Kaş'a kaçtık... Geçen yıl oğlumun satranç turnuvası nedeniyle Hırvatistan'da Šolta, Split ve Dubrovnik'te iki hafta geçirip yeme içmeye Türkiye nin yarısı kadar para harcadık... Oteller bile çok daha hesaplıydı... Ne şezlong ne şemsiye ne de konuklarını terörize eden bir fiyat algısı var. Altı yıl arayla gittiğim İtalya da kahve 1.2 - 1.8 euro pizza 9-12 euro arası idi. Yüzde sıfır enflasyon ve miktarlar kesinlikle en az %30 daha fazla. Fiyatlarda %40 kadar daha ucuz...
Bu devalüasyon nedeniyke zannederim Kaş'ta çok fazla yabancı turist vardı... Asyalılar, Orta Avrupalılar.
Yine bol bol İngiliz ve Rus elbette...
Özetle üç günlük bir mola bile iyi geldi... Gerisi ...
Bakalım...
Ankara'dan yine iyi pazarlar.... Tatildekilere ve gideceklere iyi eğlenceler...