Ana içeriğe atla

Şaşırt Beni Hayat

Şaşırt Beni Hayat



Pazar Yazıları No: 035


Uzun süredir Pazar Yazıları yazıyorum. Aslında numaralandırmaya sonradan başladım, araya şiirlerde girdi... Deneme yazısı sayısı aslında yüzün oldukça üstünde. Ama tesadüfler devam ediyor... 


34 numaralı yazım beni yazmaya iten saikler ile ilgiliydi... Bunda bir nebze de olsa İstanbul'un etki ve esintileri vardı. 


35. Yazının numarası neler çağrıştırıyor bana. Ege ve İzmir... Ankara bozkırında hayatının büyük bir kısmını geçirmiş Muğla'da çocukluk ve ilk gençliği geçmiş doğum yeri de bir İç Ege şehri olan bir Anadolu çocuğu olarak, o bölgeyi hep severim. Sevdim de... 


Yüzmeyi Gemlik'te öğrendim diyebilirim... Yüzme denirse... Hiç bir teknik yok... Gemlik'ten yürürdük abimle Manastır ve sonra da Kumla'ya... Denizanalarının arasında yüzer, iskelenin altından midye toplayıp teneke üzerinde pişirir yerdik... Yaş 8-9 ancak... 


Sonra babanın termik santrallerindeki işi nedeniyle Muğla Yatağan'a taşındık... İlkokul 3'ten Lise 2 ye kadar orada idik sekiz yıl boyunca. İnanılmaz güzel bir çocukluk yaşadım. Marmaris'e ve Bodrum'a giderdik neredeyse her hafta sonu.  O zamanlar küçücük sakin birer sahil kasabası idiler ikisi de... 1980 başları...


Ortaokulda askeri lise sınavlarına girmek istedim... Galiba başarılı bir öğrenci idim... 3500 nüfuslu bir kasabada iken, bir kaç kez il birincisi olmuş, bilgi yarışmalarında okul temsilcisi olmuştum. 


Sınava İzmir de girmiştim. Narlıdere'deki Maltepe Askeri Lisesinde. Oradaki öyküyü anlatsam bir roman  olur. O dönemin Türkiye'sinin gerçekleri... 13-14 yaşında iki çocuk tek başımıza sınava gittik. Otel bulduk... İzmir Enternasyonel Fuarını gezdik... Ne cesaret ise, o izbe yerlerde berbat otellerin olduğu sakıncalı semtlerde iki üç gün geçirdik... Ucuz diye...


Sonra babam bizi fuar gazinosuna götürmüştü. Kimleri canlı olarak izlemedim ki... Zeki Müren, Hülya Koçyiğit, Barış Manço, Edip Akbayram, Seyyal Taner, Füsun Önal, Yeşim, dönemin ünlü dansözleri...  Çok değişik bir atmosfer idi...


Tatilllerde Muğla'dan Kütahya'ya geçer iken İzmir de vakit geçirirdik... Kordon, Kemeraltı. Midye dolma sevdam o zaman başladı galiba...


Sonraki ziyaretler ise toplantı ve akademik işler nedeniyle oldu... Sunumlar idari toplantılar. Üniversite ziyaretleri... 


Bu bayram sabahı Kütahya'dayız oğlum ile. Anne babamın kardeşlerimin yanında ve 35 nolu yazı deyince neler neler geçti gözümün önünden... 


Smyrna. Bana güzel şeyler hatırlattı ve hayatıma damgasını vuracak gibi güzel şeyler çağrışım yaptı beyninin korteksinin kıvrımları arasında...


Bu kez şaşırt beni hayat... 


Nevfel Baytar 

8 Haziran 2025 Pazar 

Kütahya 

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Kalbin Anahtarı

Kalbin Anahtarı  Kilitledim kalbimi Tek anahtarı elimde... Açıldım bir tekneyle  Dalgalı engin denizlere... İlerledim pupa yelken Köpüklü dalgalar peşimde;  Bir koy aradım önce  Yakamozlar eşliğinde  Durdum bir adanın Kuytuluk gölgesinde. Tan vaktiydi zaman: Hayat yeni güne gebe...   Ustarmaçada çırpıntı sesleri  Minik balıklar sabah gezmesinde... Çapayı bıraktım derine; sakince. Kaloma mesafesince gitti en dibe... Sustu zincir şakırtıları  Ellerim küpeştede  Kemereye dokundum Sıcacıktı anahtar elimde... Son kez baktım  Kalbimin kilidine Ve fırlattım anahtarını Alabildiğince ötelere... Süzüldü havada önce... Suda halkalar oluştu  Peş peşe ve sonra Kayboldu anahtar  Sonsuz mavilikte... Durdu zaman Duruldu mekan Hemhal oldu  Ezel ve ebed İşte o an... Süzülen bir martı kadar Özgürdü artık yüreğim  Yok bir bekleyenim; Ne de beklediğim.. Gönlüm dingin  Gönlüm müebbette  Huzur içindeyim Kalbim emin ell...