Ana içeriğe atla

Homo Dinosaurus Romanticus

Homo Dinosaurus Romanticus


Bilimin ve tıbbın dili Latince... Biyolojide yeni türlere (genera) isim konulurken bilimsel gelenek üzere Latince isimler verilir. Başlık bu yeni insan türü ile ilgili... 


Bölümde öğrenci iken elime 1930larda basılmış eski kalın ciltli artık şömizli olmayan çok eski bir kitap geçmişti. İngilizce'de kelimelerin önek, sonek ve kökleri ile ilgili. 400-500 kelime ve ek yapıları çalışarak birden 5-6 bin kelimeyi öğrenmek mümkün olmuştu çok kısa sürede..  Kelimelerin büyüsüne galiba o zaman kapıldım ben... 


Çevresinde felsefeciler, heykeltraşlar, sanatçılar, müzisyenler, CEOlar benzeri bir grup içinde olan bir arkadaşım ile uzun bir entelektüel sohbet ettik geçenlerde. Yaşımız gereği azalan ve yok olan duygulardan, çocuklarımızın geleceğinden, yapay zekanın olası sosyopolitik yan etkilerinden konuştuk. Küresel savaş tamtamlarının çalındığını bu günlerde uzun ve derin hasbihal ettik yıkıcı geleceğe dair... Ve yok olan bazı türlere de değindik...


"Homo" Latincede insan demek. Sokak ağzındaki bayağı ifadeden çok daha derin bir tabir. Ecce Homo tabiri Hristiyanlıkta çok önemli bir deyimdir ve çarmıha gerilen İsa'ya bir atıftır (bu arada Müslümanlar onun Yahuda İskaryot olduğunu düşünür İsa değil...)


Antropologların tasnif ettiği Homo Sapiens, Homo Erectus gibi Neanderthal kategorilerine ek olarak yeni isimler uydurmuşlar ekonomistler insanı anlatırken: Homo Economicus gibi. (Bkz. Homo Sociologicus)


Ben de bir katkıda bulunmak istedim. Nesli tükenmekte olan romantik ruhlu "orta yaşlı" adamlara. Dinosaurus kelimesi anlaşılıyor zaten... Mine Urgan'ın da "Bir Dinazorun Anılarında" dediği gibi... 


Romanticus'u da ben uydurdum... Bizim türün alt türlerini (subgenera) daha iyi anlatabilmek için. 


Yaşadığımız çağda bilgi üretimi ve kirliliği had safhada. Bilgi hiç olmadığı kadar hızla çoğalırken, aynı zamanda da cehalet artıyor ve gürûhlar halinde sorgulamayan, tefekkür etmeyen ve sadece üst akla itaat eden bir kalabalık çığ gibi yükselerek insanlığı galebe çalmak için geliyor... Maalesef önümüzdeki 30 yıl içinde bunun olumsuz etkilerini dünya acı biçimde yaşayacak ve tecrübe edecek... Trump gibi kalibresi düşük adamlar sonun başlangıcının bariz tetikçisi saray soytarıları... 


Akıl ve gönül işleri romantik olmanın üst katmanında yer alan olmazsa olmaz (sine quo non) kavramlar. Hala aşka inanan, oturup sadece doğayı, gün batımını seyreden, şehrin kakafonik heyhulası içinde apartman boşlukları arasında esen rüzgar esintisi eşliğinde kuş cıvıltılarını dinleyen adamlar hala var...


Bir taraftan dinginlik ve sessizlik içinde kahvesini veya ince belli bardakta az demli çayını yudumlarken, yaşadığı güzel şeyler için şükreden adamlardan hala var... Sayıca epey az kaldı galiba 😉...


Güzel bir yaz olsun... 


Nevfel Baytar

22 Haziran 2025

Ankara 













Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...