Ana içeriğe atla

Huzur

Pazar Yazıları No: 038


Huzur



Geçen hafta sonu sosyal medyayı çok nadiren kullanan yakînen tanıdığım eski bir arkadaşım bir "story" paylaşımında bulunmuş. Muhtemelen bir tatil beldesinde bir otel veya kafenin bahçesinden çekilmiş tek başına ve kadraja sığmayan bir ağaç resmi. Üzerinde rengarenk boyanmış su kabakları ve lambalar olan... Dibinde tek bir kelime: Huzur... O rengarenk kakafonik cümbüş ve görüntü karmaşası içinde aranan bir huzur...


Ruhen genelde mutsuz olan, içindeki travma ve fırtınalarının bir türlü dinmediği, iç huzuru farklı kurslar, aktiviteler, yoga, meditasyon, inanç seminerlerinde aradığını bildiğim ve çok da sevdiğim bu arkadaşımın aslında yine kendi iç dünyasını yansıtan bu paylaşımını görünce içim yine hafiften  burkuldu, ince bir sızı hissettim kalbimin derin bir yerlerinde... 


Sonra aklıma huzura dair farklı şeyler geldi... Huzuru arama çabasını düşündüm sonra. Oysa huzursuzluk zihnimizin içinde yaşadığımız ve büyüttüğümüz bir duygu değil miydi ki, diye sordum kendi kendime...


Aslında içimizdeki huzursuzluk biz mekan değiştirince geride kalmıyor; zihnimizle birlikte kafatasımızın içinde bizimle seyahat edip yanımızda ve beynimizin içinde bizimle gezmeye ve beraber yolculuk etmeye devam edip duruyor...


Konu galiba "mekan değişikliğinden" daha ziyade bakış açısı değişikliği diye düşündüm sonra... Huzur ve türevleri olan "huzurunuzda", "hazretleri" sonra da "huzurlu olma ve husursuzluk" gibi kelimelerin kökenini merak ettim... 


Huzur...


Aslında kelimenin kendisi bile ne kadar güzel değil mi? Bir Ahmet Hamdi Tanpınar romanı başlığı olmasa da "huzur" hepimizin aradığı ve sığınmak istediği bir duygu. Bizler huzuru arıyor ve herkese huzur diliyoruz, özellikle de yeni evlenenlere en çok söylenen tavsiye ve temenni sözcüğü bu bizim kültürümüzde: "Allah evinize aile huzuru versin, geçim versin, sizlere iç huzuru versin!" gibi...


Arapça ḥḍr (حضور) kökünden gelen hužur “1. hazır olma, mevcut olma, şimdi ve burada olma, 2. yerleşik olma, göçebe olmama, 3. rahat, asayiş” sözcüğünden alıntı imiş. Bu sözcük Arapça ḥaḍara حضر “hazır idi, durdu (hareketli ve seferinin zıddı)” fiilinin fuˁūl vezninde masdarıdır demiş sözlük hazretleri de... 


Yani ruhen ve bedenen durgunluk ve dinginlik anlamına geliyor huzur. Asla bir "ruh göçebeliği" de değil huzurlu olma hali ve durumu... (Bkz; bu konuyla ilgili kendimin de huzuru aradığım bir dönemde; "Göçebe Ruhlar" diye bir yazı yazmıştım geçen yıllarda...) 


Zannederim ilk çaba insanın kendisi ile huzur ve barış halini istemesi ile başlayacak. Sonraki adım başkaları ile huzur isteme ve birlikte aynı mekan ve çatı altında huzurlu olma sürecini başlatma ve bunun devam etmesi için sükunet ile çabalama ve beraberce dingin bir yorulma halini yaşama rutinini kazanma olarak ilerleyecek..


Kendisi ile barışık olmayan bir ruhun mütemadiyen bir arayış içinde olması aslında kendi içinden kaçma ve uzaklaşma - kendini terk edip o huzursuz ruhu gerilerde zihnin labirentlerinde bırakma çabası özünde... 


Öncelikle bizi huzursuz eden ruhumuza huzursuzluk veren duygu durumlarını, geçmişteki travmaları, bizi rahatsız eden anıları, sıkıntılı ilişkileri, toksik kişileri geride bırakma ve onlara veda edip o duygu ve/veya kişi ile helalleşme sürecini başlatma çabasına girebilmek olmalı...


Gerisi inanın gelecek. O dinginlik bizi de huzurlu yapacak. Ne dersiniz başka yerlerde huzur aramadan önce bize huzursuzluk veren duygu, ilişki ve kişiler ile veda zamanı mı değil mi artık? Onları zihnimizin kuytu zindanlarından çıkarıp artık kendinizi onlardan azat edip ruhumuzu özgür bırakma zamanı, geldi de geçiyor değil mi?


Huzurlu bir pazar günü olsun... Huzurlu bir yaz olsun...


Nevfel Baytar 

29 Haziran 2025

Ankara


















Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Kalbin Anahtarı

Kalbin Anahtarı  Kilitledim kalbimi Tek anahtarı elimde... Açıldım bir tekneyle  Dalgalı engin denizlere... İlerledim pupa yelken Köpüklü dalgalar peşimde;  Bir koy aradım önce  Yakamozlar eşliğinde  Durdum bir adanın Kuytuluk gölgesinde. Tan vaktiydi zaman: Hayat yeni güne gebe...   Ustarmaçada çırpıntı sesleri  Minik balıklar sabah gezmesinde... Çapayı bıraktım derine; sakince. Kaloma mesafesince gitti en dibe... Sustu zincir şakırtıları  Ellerim küpeştede  Kemereye dokundum Sıcacıktı anahtar elimde... Son kez baktım  Kalbimin kilidine Ve fırlattım anahtarını Alabildiğince ötelere... Süzüldü havada önce... Suda halkalar oluştu  Peş peşe ve sonra Kayboldu anahtar  Sonsuz mavilikte... Durdu zaman Duruldu mekan Hemhal oldu  Ezel ve ebed İşte o an... Süzülen bir martı kadar Özgürdü artık yüreğim  Yok bir bekleyenim; Ne de beklediğim.. Gönlüm dingin  Gönlüm müebbette  Huzur içindeyim Kalbim emin ell...