Ana içeriğe atla

Toplumsal Yasın Beş Evresi

Toplumsal Yasın Beş Evresi 
2023 yılı hepimiz için toplumsal anlamda gerçekten ilginç bir yıl oldu. Sürekli tembellik, sorumsuzluk ve boş vermişlik gibi özellikleri ile göze çarpan "dijital yerli" (digital natives) Z Kuşağının başına gelmeyen neredeyse kalmadı ülkemizde. Bu yıl zirve oldu her anlamda...

Hemen hepsi sadece 'tek adamlı bir demokrasi" ve "çok etkisiz bir muhalefet" ile büyüyen ve süreçte siyasi sisteme, dine ve tanrıya olan inancını büyük ölçüde yitiren ve deizme kayan, büyük oranda da apolitize edilmiş ve Tiktok, Instagram algoritmaları, kısmen Facebook ve Snapchat, WhatsApp bağımlılıkları ve akıllı telefonlarla aklı rendelenmiş, uyduruk dizilerle ruhu emilmiş bu nesil darbe girişimi, pandemi, ekonomik kriz, dalgalı ve istikrarsız ekonomi ve şimdi de bol çalkantılı bir seçim süreciyle baş etmek zorunda kaldı ve önümdeki seçimin etkilerinin ilk önce iki yıl (2025) sonra da az 4-5 yıl daha (2030 yılı başları) içtimai, iktisadi ve beşeri alanlarda hepimizi yıpratmaya devam edeceğini tahmin ediyorum... 

Bir siyasi parti liderinin yaptığı akılçelici matematik hesaplarını yapayım ODTÜ'de azıcık mühendislik okumuş, hala beyin göçü yapamamış orta yaş üstü Kütahya doğumlu bir muhacir olarak sizlere. Bakınız  2023ün içinde 20+23 var. Etti mi sana 43 (Kütahya il plakası!) Sonra 4+3 alın size: 7. Hafta da kaç gün var? Yedi! İşte gördünüz 7 gün sonra dananın kuyruğu tamamen kopmuş olacak. Demirel'in dediği gibi siyasette 24 saat uzun bir zamandır. 2+4=6 saatte bile neler gördü 6lı masa. Diğer masa kaça çıktı onu artık takip etmiyorum bile. Alakasız gündem takip etmekten beynim 🍋 sıkılmış limon suyu gibi olmuş...

Uzun süredir depresif bir toplumuz galiba. Siyasetteki üslubun bunda çok etkili olduğunu düşünüyorum. Üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi hissediyorum ülkenin. Psikoloji alanında bu depresyon halinin bir teorisi var. İsveçli psikiyatrist Elisabeth Kübler-Ross tarafından ortaya atılan bu teoriye göre, bireyler için depresif yas halinin beş evresi var. 1969 yılında yayımlanan 'Ölüm ve Ölmek Üzerine' isimli kitapta bu teori ilk defa zikredilmiş. Google'dan kaynaklara bakabilirsiniz.

Aynı zamanda Kübler-Ross modeli olarak da adlandırılan bu teori, üzücü olaylar veya yas tutmamıza sebep olan durumlarla karşılaştığımızda bilinçsizce yaşadığımız beş aşamayı ifade ediyormuş. Bu evreler sırasıyla inkar, >>> öfke, >>> pazarlık, >>> depresyon ve >>> kabullenme'dir. 

Ben bu beş evreyi ülkemiz açısından toplumsal olarak hayal etmeye ve yeniden kurgulamaya çalıştım. Benzeri bir sürecin içindeyiz sanki?

Yasın İlk Evresi: İnkar
İnkar evresinde toplum histerik olarak, yaşadığı durumu kabullenmek istemeyerek kendine şu tür cümleler söyleyebilir: "Bu yaşadığımız toplumsal olarak doğru olamaz," "Bu bizim başımıza gelmez," "Böyle bir şey yaşamadık. Bu olmamalı idi" Vatandaşlar topluca gerçeği görmekten kaçınır ve acı verici deneyimi reddeder. Öğrenilmiş Çaresizlik Sendromu tarzı bir süreç denebilir buna... Özellikle insanlar kendisine bu deneyimi inkar etmek için şu cümleleri kurabilir: "Sorun yok, her şey yolunda." İnkar düşüncelerle sınırlı kalmaz, davranışlara ve düşüncelere de yansır. Bu evreyi atlatmak için belli bir süre belirlenmemiştir. Toplumsal inkar evresini tamamladıktan sonra ikinci evre olan "öfke" evresine geçer.

Yasın 2. Evresi: Öfke/Kızgınlık 
Bu evrede toplum, yaşadığı deneyimi kabul etmeye başlar ve yaşadıkları için büyük bir öfke duyar. Kendilerine "Niye biz?" veya "Niye bu bizim başıma geldi?" gibi sorular sorabilir. Toplumdaki bireyler, acı verici deneyime yönelik öfke duygusuyla baş etmek için büyük bir çaba harcamak zorunda kalırlar. Bu evredeki öfke normal ve sağlıklı bir duygudur ve belki de toplumunun kendisini tanıyıp acıyla başa çıkmasına yardımcı olabilir.

Yasın 3. Evresi: Pazarlık
Bu evrede toplumdaki bireyler, öfke evresinden sonra sakinleşir ve duygusal yoğunluğu hafifletmek için kendisiyle ve çevresindeki ülkeler- daha müreffeh veya daha yoksul olanlarla kendini kıyaslayıp pazarlık yapmaya başlar. Diğer evrelere göre daha sakin bir ruh hali hakimdir. Ancak toplumun kendi iç dinamikleri ve kimliği ile ve de çevresiyle uzlaşma sağlaması bazen zor olabilir.

Yasın 4. Evresi: Depresyon
Bu evrede toplum artık inkar etmeyi ve öfkeyi tamamen bırakır. Depresyon evresinde gerçekle yüzleşmiş ve yaşanan deneyim nedeniyle her şeyin eskisi gibi güzel olmayacağını ve geçmişe dönülemeyeceğini fark eder. Büyük bir mutsuzluk yaşar ve ruhsal bir çöküntü hisseder. Bireyler çevresi ile iletişim kurmaktan kaçınır, ekonomik ve genel olarak toplumsal hayatında hayatında sorunlar yaşar, içine kapanır. Ayrıca gerginlikler yaşar, algı operasyonu bozuklukları ve gözünü açma ve uyanma problemleri gibi sorunlarla da karşılaşabilir. Depresyonun yoğunluğu toplumda kişiden kişiye, siyasi fraksiyona göre farklılıklar gösterebilir.

Yasın 5. Evresi: Kabullenme
Son evrede olan toplum, yaşadığı durumu sindirme ve gelecek için planlar yapma eğilimindedir. Eski düzenine artık geri dönmesi gerektiğini anlar ve çevresiyle yeniden iletişime geçmeye başlar. Başka bir dünya ve hayatın var olabileceğini fark etmeye başlar. Daha dışa dönük bir ruh hali sergiler ve geleceğe yönelik yapıcı adımlar atmaya başlar. Kabullenme evresi, yas sürecindeki uzun yolculuğun son noktasıdır.

Sonuç: 
Toplumsal depresyodan kurtulma süreci güruhtan güruha değişebilen bir süreçtir ve genellikle ortalama 6-12 ay sürer. Evreler arasındaki duygusal yoğunluk ve geçiş süreleri de parti fanatizmine göre değişir. Ancak, toplum bu depresif yas sürecinden geçerken bu evreleri sırasıyla deneyimler ve bir evreyi tamamladıktan sonra tekrar önceki evreye dönmez. 

Ancak, bazen belirli bir evrede takılı kalma durumu ortaya çıkabilir. Ki biz ülkece dördüncü evrede yapıştık kaldık zannederim😉.  Sağlıklı bir ruh haline sahip olmak için her evredeki duyguları fark etmek ve farkındalıkla yaşamak önemlidir. Zannediyorum fazlasıyla evreleri sindirdik ve teneffüs ettik. 

Şimdiden hayırlı pazarlar. 😍

Bu arada Pazar günü aslında anneler günü. 🙏

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...