Ana içeriğe atla

Durağanlığa Dair...

Durağanlığa Dair...
Hayat, diğer bir ifadeyle yaşam, devinim gerektiren bir süreç. Katatonik ve benzeri fiziksel sıkıntılar olmadığı müddetçe, yaşamın kendisi bizatihi hareket, devinim ve tekamül demek... 

Aksi durumlar yaşamın özüne aykırı. Bu bağlamda, hareketsiz bir yaşam vejetatif (bitkisel) süreçler olmadığı müddetçe rutin ve monoton dahi olsa, tüm yaşama dair emareler aslında doğası geregi bir hareketlilik içeriyor. En basit haliyle çiçekler, ağaçlar ve genel olarak bitkiler için dahi geçerli bu faaliyetler. 

Devinim, her halükarda canlı bir aktivasyon ile hemhal bir durum ve insanoğlu fıtratı gereği değişim ve dönüşüm için genetik olarak kodlanmış bir canlı türü. Bu her tür bireysel ve insani ilişki türünde bu durum geçerli. 

Uzun süredir bir değişim ve dönüşümün içinde yer almıyorsanız, ya da rutin giden şeyler içerisinde farklılaşma, renklendirme ve çeşitlilik yaşamıyor iseniz, muhtemelen ruhi bir katılaşma ve fosilleşme evresine doğru bir evrilmeye maruz kalacaksınız. Bu da sizi daha da kapatacak ve kilitleyecek. 

Kimi bireyler değişim ve dönüşüme karşı çok temkinli ve ürkek davranırlar ve çok ciddi bir tavır ve tutum alırlar. Bazen de değişime çok ciddi boyutlarda direnç göstermeleri söz konusu olur. Kimi kurumlarda ve iş yerlerinde sıkça rastlanabilir bir durumdur bu ve pek çok akademik çalışmanın da konusudur (bkz. resistance to change). 

Daha bireysel düzlemde ise, örneğin evlilik, dostluk, arkadaşlık, sevgililik benzeri nispeten daha uzun süreli olması beklenen ilişki türlerinde de görülen monotonluk ve tekdüzelik ise kimi ilişkilerde bazen kırılma ve kopmalar yaşanmasına neden olabilir. Bu noktada monotonluğu kıracak ve ilişkiye devinim getirecek küçük de olsa farklılıklar yaşanması bu tür ilişkileri kırılmalarının önüne geçebilir (birlikte yapılan eğlenceli aktiviteler, minik tatiller, farklı mekânlar, özetle rutin dışı basit de olsa her tür "farklı" faaliyet ilişkilere dinamizm kazandırabilir. 

Toplumsal düzeyde ise, yenilik de devinimin ve silkelenmenin bir parçasıdır. Uzun süredir devam eden toplumsal tıkanıklığa, zihinsel fosilleşmeye ve kemikleşen ve derinleşen aynı türdeki yapılanmaya bir hareket ve yenilikçilik kazandırabilir - koflaşma ve köhneleşmeye yüz tutan atalet ve durağanlığı filizlendirebilir. 

Değişim korkacağınız bir süreç değildir. Aksine ruhi bir uyanış ve algı açılımı getirir beraberinde - moda tabirle çakralarınızı açar. Dünyaya farklı bir pencereden bakmaya başlarsınız. Bu hemen her değişim alanı için geçerlidir. Gittiğiniz küçük bir kasaba, her zamankinden farklı bir kafede oturmak bile size farklı şeyler kazandırır, katkı sağlar. 

Ülkemizde çok ciddi bir genç nüfus var. Dinamik, hareketli ve akışgan biçimde yönlendirilip ivme kazandırmaya - ülkeyi kalkındırıp güçlendirmeye hazır ama şu an atıl halde bekleyen... 

Bu süreçte en çok gençler arasındaki mutsuzluk ve umutsuzluk üzüyor beni - sürekli üniversite öğrencileri ile çalışan bir akademinin parçası bir eğitimci olarak. 

Elbette bu coğrafyada yaşayan herkes gibi bizler de ülkemiz için en güzel ve en hayırlısını istiyoruz. Her birimiz ülkemizin kalkınmasını ve daha müreffeh bir toplum olmasını, tüm bireylere aynı mesafede adil ve eşit davranılmasını,  hakkaniyet, zenginlik paylaşımı ve temsiliyetin dengeli dağılımını umut ediyoruz. Toplumsal düzeyde bireylere bunu sağlayacak oluşumların bekasını da istiyoruz. 

Aynı geminin yolcuları olarak artık sükunet ve dinginlik içinde güzel ve parlak ufuklara yelken açmayı ve hızla değişen dünyaya daha çok entegre olmayı ümit ediyoruz. 

Sonuç ne olursa olsun önümüzde daha güzel günler olması - geleceğimiz olan ve devinim ve dönüşümü en çok yaşayacak olan gençlerin daha mutlu ve umutlu bir gelecek içinde daha müreffeh ve daha adil bir toplum içinde olması temennisiyle herkese iyi seçimler...





Bu blogdaki popüler yayınlar

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Aşk mı yoksa Limerans mı?

Aşk mı yoksa Limerans mı? Uzun süredir anlamaya ve tanımlamamaya çalıştığım bir kavram Aşk (baş harfi her daim büyük harfle!). Üzerine milyonlara sayfa yazı, yüzbinlerce şiir yazılmış, binlerce şarkı ve film yapılmış, pek çok insanı da psikolojik yıpranmaya sürüklemiṣ karmaşık bir duygu durumu.  Peki ne kadar gerçek aşk dediğimiz duygu? Bazen bir sanrı, belki de bir yanılsama mı? Bir geçici delilik veya sarhoşluk hali mi? Meczupluk mu aşk? Kendinden vaz geçmek mi? Yoksa kendi narında eriyip yok olmak ve küllerinden yeniden doğmak mı Aşk?  Bu konuların pîrî, üstat Alain de Botton şöyle diyor:  "We end up lonely because we have a wrong theory of love." Yani (yazının hepsini okuduğum için şerh düşerek) aşk hakkında zihnimizde toplumun dayattığı, idealize edilmiş, romantik ve mitleştirilmiş bir hayali beklenti oluştuğu için (kısaca özünde) yanlış bir aşk kuramı ile beklentiye sürüklendiğimiz için eninde sonunda yalnızlık ve hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor ilişkil...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...