Ana içeriğe atla

Aşka Dair

Aşk'a Dair
Bu sabah sosyal medyada yarı uykulu gözlerle hızlı tüketim çağına ayak uydurup özlü sözler tarzı yazı ve aforizmalara bakıp geçerken bir söz takıldı gözüme ve duraksadım. Takıldım kaldım aslında...

"Biri gelip ona anlam verene dek, aşk sadece bir sözcüktür."

Sonra bir sürü şey düşündüm bu sözün üstüne...

Sizce, pek çok semavî dinde ilk iki insan (beşer - ins) olarak addedilen Adem ve Havva (belki de nezaketen Havva ve Adem diye sıralamak gerekebilir mi???) birbirlerine aşık olmuş olabilirler mi? O kelimeyle ifade ettiğimiz bugünkü "anlam" acaba onların zihinlerinde bir karşılık buluyor muydu? Duygu kelimenin varlığından önce mi yaratılmıştı?

Hikayeye göre (dini olarak bu tür anlatılara inanıyorsanız ve/veya bunu mitolojik bir öykü olarak kabul ediyor olabilirsiniz...), Tanrı yarattıktan sonra Adem'i huzuruna çağırır (bu öyküde galiba Havva henüz yok sahnede...) ve ona bir çok kelimeyi öğretir üstelik de (kendinden önce yaratılan) diğer "farklı"mahlukatın bilmediği kelimelerdir bunlar... Tanrı, onu yücelten bir meleke ihsan eder Adem'e ve onun sūlbûnden gelecek olan Adem'in çocuklarına...Dili... Kelimeleri... 

Arapça da “talim-i esma” denilen ve Bakara 31 de geçen وَعَلَّمَ اٰدَمَ اْلاَسْمَٓاءَ كُلَّهَا “(Allah) Âdem'e bütün isimleri öğretti.” ifadesinde yer alan sözcüklerin listesini biz bilmiyoruz... Ama iletişim için aslolan temel sözcükler olduğunu varsayıyoruz. Muhtemelen somut ve soyut sözcükler vardı... Elbette eylemler, fiiler, ünlem, sıfat ve zarflar olmalı kategorik olarak: "O elmayı yeme!" gibi... Konumuza dönelim: 

"Biri gelip ona anlam verene dek, aşk sadece bir sözcüktür."

Paulo Coelho, Elif (Alefh) adlı romanında yazmış bunu... Bu tür sözleri standart olarak paylaşan bir özlü sözler Instagram sayfasında da bir şarap 🍷 kadehi eşliğinde bu yazı paylaşılmış üstelik de çok duygusuz sıradan bir font seçimiyle... Görselin banalliğine rağmen bu özlü söz yine de çok takıldı zihnime. 

Lisans, master ve seçmeli ders olarak doktora düzeyinde ODTÜ ve Ankara Üniversitesinde oldukça yetkin hocalardan dilbilim (linguistics), sosyodilbilim (socio-linguistics), Wittgenstein ve Aristoteles ağırlıklı dil felsefesi (philosophy of language)  ve göstergebilim (semiotics) dersleri almış birisi olarak bu tür cümleler görünce, mesleki deformasyona uğrayıp; duygu ve kalpten ❤️ biraz uzaklaşıp, beynime yüklenip anlamı sorgulamaya ve semantik kaygılara dalıyorum - ister istemez...

Aslında tüm sözcükler özünde böyledir... Biri anlam verene kadar her şey bir kuru harftir. Dil felsefesinde temel prensiptir kelime (harfler ve sesler ile) anlam arasında bir illiyet bağı yoktur (ambiguity) Yani kelimeyi oluşturan ses parçacıkları (phoneme) ve göstergesel olarak kullanılan harfler o kelimenin sizde yarattığı anlamı bir bütünlük olarak çağrıştırmaz. Masa kelimesiyle masa eşyası arasında bir illiyet bağı yoktur yani... Table, Tisch, Mesa, Stùl...

Tıpkı buradaki ifadeler gibi: 爱是一种感觉。Veya bunun gibi: 사랑은 느낌입니다. Ya da प्रेम्णः भावः । Veya: ความรักคือความรู้สึก. Ya da bu dilde: אהבה היא תחושה. Hiç bir şey ifade etmiyor değil mi? Belki bu biraz tanıdık: عشق یک احساس است. Ama bu tanıdık değil? காதல் என்பது ஒரு உணர்வு. Aslında hepsinde aynı basit cümle yazılı... Bu da İskoç Galce hali: Tha gaol na fhaireachdainn. Yine anlamsız değil mi? 

Özetle bir kelimenin sizin için bir şey ifade edebilmesi için o kelimenin dünyasına girmeniz gerekir. Onunla hemhal olmanız...

Aşk tek başınıza yaşayabileceğiniz bir duygu durumu değildir. Uç sapkın düzeyde ruhsal bozukluk olarak yaşanan hedonist bir narsizmden bahsetmiyorum burada - iki insanın paylaştığı bir duygu bütünlüğü bahsetmeye çalıştığım şey. Daha naif, daha içten, daha kalpten ❤️ bir paylaşım - yüreklerin aynı frekansta atması ve çarpması anlatmaya çalıştığım... 

Coelho en sevdiğim yazarlardan birisi. En bilinen romanı Simyacı bir aşk öyküsü değil, bir tür kendini arayış öyküsü. Orada da aşk var. Bir çobanın uzaktan platonik aşkı... Defalarca okudum ve hediye ettim bu kitabı ama en son Jeremy Irons'ın teatral sesiyle - Storytell Programından sesli kitap olarak dinledim yürürken yollarda. The Alchemist büyük usta Jeremy Irons'ın sesinden muhteşem iyi geldi ruhuma... Zannederim Coelho'yu büyük yazar yapan şey dildeki saf ve sade anlatımı - bir Yunus, bir Mevlana gibi... Özlü ve derin...

Dediğim gibi biri gelip anlam verene kadar bir sözcük sadece kuru harfler ve boş seslerden öte gitmeyen bir anlamsızlık bütünüdür...  

Çoban Santiago'nun yaptığı gibi... Aşkı arama konusunda pes etmemek gerekir. Biri gelip anlam verene veya siz o anlamı biriyle keşfedene kadar aşk kalbinizin bir kenarında durmalı. Ta ki biri gelip o kapıyı tıklatana ve onu gümbür gümbür çarptırana kadar... 

Güzel günler ve iyi insanlar olsun ömrünüzde... 



 

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Aşk mı yoksa Limerans mı?

Aşk mı yoksa Limerans mı? Uzun süredir anlamaya ve tanımlamamaya çalıştığım bir kavram Aşk (baş harfi her daim büyük harfle!). Üzerine milyonlara sayfa yazı, yüzbinlerce şiir yazılmış, binlerce şarkı ve film yapılmış, pek çok insanı da psikolojik yıpranmaya sürüklemiṣ karmaşık bir duygu durumu.  Peki ne kadar gerçek aşk dediğimiz duygu? Bazen bir sanrı, belki de bir yanılsama mı? Bir geçici delilik veya sarhoşluk hali mi? Meczupluk mu aşk? Kendinden vaz geçmek mi? Yoksa kendi narında eriyip yok olmak ve küllerinden yeniden doğmak mı Aşk?  Bu konuların pîrî, üstat Alain de Botton şöyle diyor:  "We end up lonely because we have a wrong theory of love." Yani (yazının hepsini okuduğum için şerh düşerek) aşk hakkında zihnimizde toplumun dayattığı, idealize edilmiş, romantik ve mitleştirilmiş bir hayali beklenti oluştuğu için (kısaca özünde) yanlış bir aşk kuramı ile beklentiye sürüklendiğimiz için eninde sonunda yalnızlık ve hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor ilişkil...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...