Ezel ve Ebed
Eski yazılarımı okuyanlar fark ermiştir, zaman nosyonu beni hep büyüleyen bir kavram oldu. O nedenle pek çok kez yazı yazdım bu konuda, belki de beyhude bir anlama çabasıyla. Zira hep zaman denen ve muhtemelen de sonradan yaratılmış olan bu kavramın içinde kendimizi - istesek de, istemesek de - var olmuş bir şekilde bulmanın verdiği içgüdüsel bir huzursuzluk ile sürekli beynimi tırmaladığı için de olabilir zaman mefumuna karşı duyduğum bu merak.
Arapça'dan farklı olarak İngilizce dilinde "ezel ve ebed" için ayrı birer kavram olmamasını çok ama çok ilginç buluyorum. Felsefenin ana çıkış yeri ve Aristo'nun anavatanı olan Antikite'nin ana dili Antik Yunancada / Grekçe'de bile ezel ve ebed için tek bir sözcüğün kullanılıyor olması garip bir durum. İngilizce çevirisi için sözlüğe; "ezel ve ebed" veya sıfat biçimiyle "ezeli ve ebedi" yazdığınızda karşınıza komik biçimde; "eternal and eternal" karşılığı çıkıyor. Yunancasını da denedim aynı ifade çıkıyor (aiónios kai aiónios). Koca Alman felsefesi bile bu konuda diz çökmüş durumda: "ewig und ewig". Yani iki ayrı sözcük yok ne Heidegger'in ne de Hegel'in anadilinde.
Ezel başlangıcı olmayan - öncesizlik - demek Arapça. Ebed ise sonu olmayan - sonsuzluk demek. Aslında başı ve sonu olmayan şeyleri geometrik düşündüğünüzde akla gelen tek şekil daire veya dairemsi şekiller (eliptik - örneğin...) olabilir. Zaten sonsuzluk işareti de hep yuvarlak ve türevleri olarak karşımıza çıkıyor. - (her kim, semiyotik - yani göstergeblimsel olarak - ortadan helix yapılarak kıvrılmış sıfır gibi görünen bu sembolü seçtiyse gerçekten görsel zekası çok yüksek bir matematikçiymiş...)
Zihninizi biraz yorunca şekilsel olarak anlam buluyor ezel ve ebedin aynı kavram olması; yani sonu olmayan şeyin bir başlangıcı da olamaz; çünkü bu sonsuz bir dairesel döngü - en azından sembolik ve şekilsel olarak. Aslında konu şu noktaya kadar gidiyor matematiksel göstergebilim işin içine girince: Çizgi ve nokta gibi kavramlar aslında yok. Boyutların varlığını gösterebilmek için "çizgi ve noktayı" matematikçiler - uzamsal cebirciler uydurmuşlar - mecburen... Başka türlü şu an içinde yaşadığımız üç boyutlu (en azından şimdilik üç!) alemde, güneş, bina, ev, ağaç, piramit vs çizmemiz mümkün olamazdı...
Bu soru zihnimi çok kurcaladığı için gittim bu karlı ve soğuk Ankara gününde kar çamur demeden minbüse atladım ve Beynam Ormanına yakın bir yere park ettiği karavanının içinde yaşayan Cahit'in yanına vardım sabahın köründe - meşhur kaçık dostum - Cahit Gibati. Geçen size bahsettiğim çok ünlü ama mahlas isim kullandığı için ismini veremiyeceğim çatlak yazar arkadaşım Caho... Allah'tan sosyal medya kullanmıyor ve bu tür sıradan yazıları okumuyor. Hiç bir banka hesabı ve kredi kartı olmayan eski spekülatör; borsa simsarı ve matematik dehası - fakfakir bir ekonomist!
Yine çay yaptı bana dandik ve soğuk karavanının bir metrekarelik mutfağının buz kesmiş rafından çıkartığı plastikimsi melamen bardaklarda; yüzümdeki korkuyu fark etmiş olacak ki; "Korkma! Bunların kanserojen olduğunu zannetmiyorum. Zaten şehrin göbeğinde yaşayarak alabileceğin tüm egzos ve yapay gıdayı alıyorsun bünyene - doğadan da uzaksın. Zaten sonunda hepimiz nalları dikeceğiz - öyle ya da böyle - boşver gitsin, sen İngilizcecisin - bilirsin, senin tabirinle; 'fuck-off' yani!" dedi, sırıtarak. -"Söyle bakalım bu kış gününde derdin ne - seni buraya kadar getiren? diye sordu, tükererek sardığı sarma sigaradan çok derin bir nefes çekip sigara dumanından nefret ettiğimi bile bile yüzüme uzun uzun sarma ot aramolı dumanı aralıksız üfleyerek; "Sen Bilderbergçilerin uydurduğu laboratuar mahsülü Covid-19'dan da korkarsın ama!" dedi, pis pis sırıtarak...
"Ezel ve ebed nedir sence, Caho?", dedim endişeli gözlerle... Kar üstüne düşen tütün külleri birer kayan yıldız gibi kayboldu, bembeyaz temiz kara yapıştı ve anında kömürleşti. "Bak, dedi bu kömürleşmiş tütün kırıntıları tamamen toprağa karışacak bahar gelince - insan yapımı olmayan plastik ve polimer türevi haricindeki tüm diğer organik maddeler gibi - sonra gübre olacak, diğer tüm maddeler gibi - toprakla, humusla hemhal olacak, eriyip gidecek bu sonsuz çevrim içinde ve bir Simurg - Zümrüd-ü Anka gibi küllerinden tekrar yaratılıp, yaşamsal çevrime geri dönecek, o kara ve ölü görünen kül yeşerecek ve tekrar başka bir formda hayat bulacak. Ağaç köklerinden güneşe doğru yükselip taze filizler ile oksijen ve karbonsioksit döngüsüne katılacak. Ezel ve ebed de işte aynen böyle bir şey, kardeşim!" dedi...
Reenkarnasyona inanmayan birisi olarak Cahit'e gülümsedim. "Aynı şeyler değil!, dedim - ben başka bir forma dönüşmekten bahsetmiyorum!", diye ısrarla direttim. Artık hiç bir dini inancı olmayan birisi olduğunu bildiğim Cahit (isminde bir mücahitlik var olduğu için olsa gerek) örnek vermek istedi... Hafif bir istihzalı ton ile konuşarak ve otizmden kaynaklanan göz temasından kaçınma içgüdüsü ile yüzüme bakmadan, yerdeki külleri kar yığınına karıştırarak, şöyle dedi:
-"Pek doğruluğuna bizzat inanmasam da, İslam alimleri, ezel ve ebed kavramlarını tanımlamak için birçok farklı yaklaşım geliştirmişlerdir. Genel olarak, ezel, insanlar için Allah tarafından belirlenmiş bir kader veya takdir olarak tanımlanır. Bu kader, insanların hayatı boyunca yapacakları işleri ve yaşayacakları hayatı öngörür. Bu konuda Farabi veya Ibn-i Rüşt veya İbni Sina okuyabilirsin - vaktin varsa tabi ki!
- "Ebed ise, insanların ölümünden sonra yaşayacakları hayatı ve sonsuz - ebedi - varlıklarını ifade eder. İslam inancına göre, insanlar ölümden sonra dirilişe uğrar ve ebedi bir hayatın yanı sıra, ebedi bir ceza veya mükafat olarak tanımlanabilecek bir yer olan Cennet veya Cehennem'e giderler!".
"Bunları biliyorum zaten. Sen bunlar neden var onu söyle!" dedim Cahit'e yalvarırcasına bakarak...
- "Bazı İslam alimleri, ezel ve ebed kavramlarını, insanların hayatına yönelik takdir ve tercihlerinin sonuçlarını, insanların kalıcı varlıklarının özelliğini ve Allah'ın tevhidî görüş ve kudretine dair bir tanım olarak da aktarabilir, ki bence bunların zerre kadar bir önemi yok dedi... Boş işler bunlar," dedi sertçe!
- "Boşver gitsin... Carpe diem. Yarın yokmuş gibi yaşa. Yarın yokmuş gibi oku, yaz, çiz. Kendini geliştir. Ya da istersen yarın varmış gibi yaşa ve hemen ölecekmişsin gibi kainati, buradaki varlığını ve amacını ve de yok oluşunu düşün! Hayatının anlam yolculuğunu devam ettir. Bu çevrimin içine doğmuşsun. Kaçamazsın bundan artık. Ya keyfini sür ya da çok dert etme!"
Sonra şöyle devam etti; "Sonsuz bir dairesel döngünün içindeki kısa bir kesitten ibaretsin sen, yani bir lahzasın - bir ansın - bir damla! Su gibi ol. Hayat ver. Hayata anlam ver. Bir şey bırak bu sonsuzlukta ardında. Sonsuz dairenin bir kenarına çentik at ki insanlar var olduğunu ve yaşadığını bilsinler! Bu yüzden sizin gibi sosyal medya sevicileri iki de bir resim paylaşıp duruyorsunuz sosyal medya mecralarında her gün zamanınızı boşa harcayıp. Neden? Sadece minik bir iz bırakmak için. Var mısın ki yok olmaktan korkuyorsun?" dedi!
"Sağol", dedim, ayrılırken. "Çay için teşekkürler". Kafasını yerden bile kaldırmadan seslendi ardımdan; "Seni bırakmak isterdim, ama arabam yok biliyorsun dedi, yerdeki külleri, kuru bir ağaç dalıyla döndürüp, toprağa doğru bastırıp, daireler çizip karıştırırken.
Yorumlar
Yorum Gönder