Üç Kere Beş Yirmibeş
Çok üzgünüm. Çok mutsuzum. Çok canım sıkkın. Ve de çok kızgın ve kırgınım...
Tam bir duygu karmaşası içindeyim; toplumunun çok büyük bir kısmının hepimizin şu aralar yaşadığı gibi... Bir taraftan yoğun bir bilgi kirliliği, bir taraftan hayata tutunma çabaları, diğer yandan sorulması gereken sorular ve havada uçuşan rakamlar, sadece sayıdan ibaret olmayan öyküler ve hayatlar, parmaklarımızın arasindan kayıp giden onca hayat ve sorgulamanyan hayatlar sorulamayan hesaplar... Allak bullak her şey...
Depremle ilgili bu mecradan bir yazı yazıp sonra kendime otosansür uygulayarak yazıyı buradan kaldırmıştım. "Masum Değiliz Hiç Birimiz" başlıklı ağır öz eleştiri içeren yazı blog sayfamda hala duruyor ama bu durum üzüntü ve kızgınlığımın geçmesine yetmiyor - yetemiyor. Bazen ağız dolusu küfretmek istiyor insan avazı çıktığı kadar çığlık çığlığa...
Hiç televizyon izlemeyen birisi olarak 7-8 gün boyunca sadece insanların enkaz altından çıkarılmasını izledim - kimi zaman üzüntüden hüngür hüngür ağlayarak; kimi zaman da çıkan çocuk ve vatandaşlarımızı gördükçe mutluluktan ağlayarak... Kimi zaman çaresizliğin ne olduğunu iliklerime kadar hissederek. Kimi zaman da bu tip afet durumlarında 'acziyet' kavramının ne olduğunu en derinden görerek...
Peki bundan sonra ne olacak? Sorulacak soru bu...
Muhtemelen resmi rakamlar (geçmişte olduğu gibi...) sabit kalacak ve büyük olasılıkla da 1/5 oranında bir sanal kayıpla gerçek rakamların üstünü kapatarak vehameti söylemeye dilimiz varmayacak...
Gün artık akıllanma ve ders alma günü. Tekrar gecikme şansımız yok. Nasıl bir coğrafyada yaşadığımızı zannederim artık hepimiz biliyoruz. Ev yapmanın oyun olmadığını gördük. Rakamlar ne kadar doğru inanın bilmiyorum. Kime inanacağımız da meçhul ama 330.000 civarı müteahhit var deniyor ülkede; tüm Avrupa kıtasında bu sayı 25.000 civarında iken... Yani ipini koparan hiç bir şey olamaz ise en azından müteahhit olabiliyor. Galiba ilk sınırlama buradan başlamalı...
İkincisi - tıpkı hukuk, eğitim ve sağlık sacayağı nasıl siyaset üstü hükümetler ötesi kurumlar olmalı ise; inşaat sektörü de aynı kategoride yer almalı. Yurtdışında pek çok AVM, baraj, proje vs yapan pek çok Türk inşaat firması var, hiç biri mevzuat dışı iş yapabilir mi oralarda? Sonuçlarını biliyordur hepsi; demirden ve betondan çaldıklarında başlarına gelecekleri (bizzat bildiğim örnekler var zira...).
Üçüncüsü - elbette çok ağır ve olağanüstü bir felaket yaşadık... Travmalar çok uzun yıllar devam edecek.... Ciddi bir toplumsal sorgulama içine girmemiz ve kafa yapımızı artık acilen değiştirmemiz gerekiyor. Dereyi görmeden paçaları sıvayan, kervanı yolda düzen, doğmamış çocuğa don biçilmez denen bir kültürün parçasıyız. Geleceği konuşmak ve planlamak sanki Allah'ın işine karışmak gibi addediliyor - tevekkül kavramı - deveyi sağlam kazığa bağlama kavramını bir türlü idrak edemeyen zihinlerde... Aslında tam tersine; bu din tefekküre en çok vurgu yapan bir kitabın dinidir... Keşke göklerden gelen ilk emri aklımızı başımıza alıp dinlesek.
Dördüncüsü - Coğrafya kaderdir; ama akletmek ve akla uygun davranmak evrenseldir ve sonuçları da evrenseldir. İlahiyatçı jargonu ile konuşmak gerekirse yerlerde ve göklerde hakim olan bir Sünnetullah vardır ve o aslında bilim ile hareket etmek; eşyanın tabiatını idrak etmek ve kuvveden fiile geçiş yapmak demektir. Japonlar için de coğrafya kaderdir. Vezüv yanardağı sakinleri için de... İstanbulda yaşayan milyonlarca kişi için de coğrafya kaderdir - tıpkı Maraş, Hatay Adıyaman sakinleri için olduğu ve olmaya devam edeceği üzere...
Beşincisi - bilim konusu. Bilim bir tanrı değildir - ama doğayı (fizik kanunlarını yani - sünnetullahı) anlama konusunda en etkili araçtır. İnsanoğlu denen özel canlının en önemli birikimlerinden biridir. Tıpkı tarihi okumak ve anlamak gibi. Tıpkı parayı anlamak ve doğru kullanmak gibi hassas bir konu. Ya da tıpkı yüceltilen ve tanrılaştırılan kimi insanlara verilen aşırı değer gibi...
O nedenledir ki; 3x5 asla 25 etmez... Üç kere beş yirmibeş diyerek defalarca tekrar ederseniz - kulağınız bunu kanıksar ve alışırsınız. Ama asla üç kere beş yirmibeş etmeyecektir. Asla... 25 demir gereken yere 25 demir koymanız gerekir. 15 cm den daha ince perde beton kullanılmaz ise kullanılmaz. Fore kazık çakmadan 15 katlı bina yapamazsınız denirse yapamazsınız...
Üç kere beş onbeştir ve hep öyle olacaktır. Her yerde de öyle olacaktır. Mars yüzeyinde de aynı sonucu alırsınız - Erzin'de de; Tavşancıl'da da hep tüm hesaplamalarda üç kere beş onbeştir. Aksi hiç olmaz. Kainatın dili matematiktir çünkü. Aramızda üçün beşin ne önemi var diyen birine asla güvenmeyin o nedenle... Üj - bej adama canınızı emanet etmeyin.
Altıncı ve en önemlisi - Eğitim... Bilimde Maslow vardır. Hiyerarşik piramitin en altında temel fiziksel ihtiyaçlar yer alır; barınma ve yeme gibi. Yukarı çıktıkça daha soyut ihtiyaçlar yer alır. Eğitim gibi. En tepede ise daha estetik kaygılar yer alır... İçinde bulunduğumuz şartlar bu öncelikleri bize tekrar hatırlattı. Barınma ihtiyacını giderirken - tek çıkış kapısının eğitim gören gençlerin barınma imkanlarına el koymak olamayacağını hepimiz görüyoruz otel cenneti bu ülkede. Geçici ara çözümler her zaman üretilir yeterki öncelik nedir sorusuna cevap vermeden etraflıca düşünme imkanı var olduğunu unutmaz isek.
Yedinci ve en ağır madde ile bitirelim. Zaman artık siyaset yapma ve siasetten beslenme zamanı değil... Ülkenin acı gerçekleri var. Kimsenin hatrı (çıkarı- yakınlığı - rantı) için; üç kere beş yirmibeş etmez... 1999 Depreminde alınması gereken derslerin hepsi hiç değişmeden ve bozulmadan varlığını korumaktadır. Ezeli ve ebedi olan Allah hep vardı. O zaman da vardı sonra da olacak... 1999 da üç kere beş onbeşti; 2023de de üç kere beş onbeş. Önümüzdeki otuz yıl hatta otuz katrilyon yıl sonra da üç kere beş onbeş olmaya devam edecek... Yirmi beş etmeyecek...
Az eğitimli toplumlarda ve ülkelerde sorun kanun ve yönetmeliklerin sayıca yetersiz olması değildir. Tam aksine; örneğin Türkiye bu konuda çok güçlü kanun ve yönetmeliklerin çok kapsamlı ve detaylı yazılı hukuk kültürünün gerçekten muhkem olduğu bir ülkedir. Sorun uygulama çarpıklığı ve hesap verebilirlik (accountability) sorudur ve bu ülkenin bekasını etkileyecek kadar ciddi bir kafa yapısı sorunudur... Hukuki anlamda da rakamlar esnetilemez. Üç kere beş her yerde onbeştir... Onbinlerce insanın öldüğü yerde taksirli suç şartları değişmez; taammüden adam öldürme şartlarının dikkate alınması ancak hukuğun işletilmesi ile mümkündür... Hesap sormayı hep öteki tarafa bırakmamak da hukuğun tecellisi demektir aslında... Bilimsel olmaktır...
Siyaset geçici ama matematik kalıcıdır... Mevta bir siyasetçinin dediği gibi; "dün dündür, bugün bugündür" diyemezsiniz matematik buna izin vermez. Dediğim gibi o siyasetçi artık bir 'mevta'. Hepimizin olacağı gibi. O yaşarken de üç kere beş onbeş idi. Yarın gelecek siyasetçiler için de aynı olacak 3x5=15. Hesabımızı insanların söylemleri üzerinden değil de matematik denklemleri üzerinden yaparsak - ilahi adaleti ve gerçek matematiği anlamış oluruz...
Unutmayalım. Geliyor gelmekte olan... Boşuna hesap makinesinin tuşlarını bozmayın yok yere de uğraşmayın üç kere beş yirmibeş etmeyecek...
Yorumlar
Yorum Gönder