Yol
Pazar Yazıları No: 026
Yıllar önce nakaratı dilimize pelesenk olmuş popüler bir şarkı vardı. Hala da keyifle söylediğimiz:
Yollarda bulurum seni
Takvimlerden çalarım seni
Dans ederim hayalinle
Yine de yaşarım seni
Yalnız kalırım sanma
Mutsuz olurum sanma
Yaşarım doya doya
Yaşarım ben seni
Ben yeni bir mezun olarak işe başlamış ve yepyeni bir yola koyulmuştum ve bu şarkının ilk çıktığı o dönemlerin (Haluk Levent, 1993) on yıl kadar öncesinde de Yılmaz Güney'in (1982) bol ödüllü sert içerikli "Yol" isimli bir filmini izlemiştim aynı dönemlerde bir belediye açıkhava sinemasında.
Sonra mitoloji, sinema ve edebiyatta yola dair pek çok eseri okudum ve filmi izledim.
O dönemde okul, iş ve edebiyat masterı ilk roman ve şiiri yazma girişimleri vardı hayatımda - hepsi yarım kalmıştı... Yani yol ya bitmemiş ya da hiç başlamamıştı. Ama bir birey olarak yolculuk hep var olmuştu hayatımda. Herkesin bir yolculuğu olduğu gibi, değil mi?
En basit haliyle yol A noktasından B noktasına kat edilen mesafe olarak tanımlanabilir. Ancak konu vektör veya ivme ile ilgili bir fizik sorusunu cevaplamaktan çok daha derin anlamlara sahip. A dan B ye gitmekten çok daha öte değişim ve dönüşümleri barındırıyor içerisinde. A neresi, B neresi ve bu yol nasıl ilerleyecek soruları fizikte yer almıyor felsefede olduğu gibi...
Kişisel olarak yolları seviyorum ben. Yola dair öyküleri de. Tekrar yeryüzüne gelseydim, muhtemelen yol öyküleri yazan ve bunları da yaşayan bir seyyah olmayı isterdim. Bir kaç yıl önce "Göçebe Ruhlar" diye bir blog denenme yazısı yazmışım. Yine yola çıkmaya ve (içsel) yolculuğa dair.
Zannederim benim yolculuğum ivme kazanarak devam ediyor. Son iki ayda o kadar çok şey değişti ki hayatımda. Ben bile bu devinimi takip edemez oldum... Yani yolda kaybolmak üzere iken yoa tekrar bakma ihtiyacı içindeyim şu aralar...
Galiba en sevdiğim ve defalarca okuduğum kitaptaki türde bir kendini bulma çabası benimki. Simyacı'daki çobanın kişisel menkıbesini gerçekleştirmek için çıktığı yolculuk gibi. Ama aslında bu yolculuk, sadece çöldeki bir hazineyi aramak değil; hayatın anlamını, insanın kendi kaderini nasıl şekillendirdiğini ve hayallerin peşinden gitmenin neden bu kadar önemli olduğunu keşfetme süreci anlatıyor ve sonunda hazinenin yanı başınızda olduğunu öğreniyorsunuz büyük resme bakınca... Tabi yol telaşı ike yolu unutup kendinize dönmez iseniz...
Öncelikle, bu bağlamda "yolculuk" felsefi, mitolojik, edebi ve psikilojik bir kavram. Hatta bugünkü gündemi takip edersek ülkemiz için hem sosyolojik hem de politik bir kavram. İctimai olarak toz duman içindeki ülkemizin de artık "haklı ve adil" bir çıkış yolu aradığı bir yolculuğu olduğu yadsınamaz bir gerçeklik.
Şair Robert Frost'un çok ünlü şiirini hatırlattı ülkedeki bu garip ve tuhaflıklar ile dolu siyasi durumumuz bana. Muhakkak okuyunuz. "The Road Not Taken" şiirini. Çeviriside mevcut internette. Şöyle bitiyor şiir:
Two roads diverged in a wood, and I-
Yolum ikiye ayrılmıştı bir ormanda ve ben-
I took the one less traveled by,
Ben daha az seçilmişinden gittim.
And that has made all the difference.
Ve bütün farkı yaratan da işte tam olarak bu oldu...
http://www.hemeningilizce.com/ingilizce-ders/gidilmeyen-yol
Çok ilginçtir ki en muhteşem edebiyat eserleri hep şöyle başlar der Lev Tolstoy: “Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar: ya bir insan yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir.” Bu evrensel bir ortak akıl senaryosu. Homer'in Ithaka'ya gidiş ve bambaşka bir adam olarak dönüşünü anlatan Odessa'sı da böyle başlar, Hint Mitolojisinin meşhur Ramayana destanında Rama’nın Sita’yı kurtarma yolculuğu, dharma (hayatın amacını) arayışı da ...
Kimimiz oturduğumuz masada içsel bir yolculuğa çıkıyoruz, kimimiz binlerce kilometre gidiyoruz, kimimiz şehir değiştiriyor, kimimiz yollarda yorgun düşüyor. Kimimiz bir Don Kişot misali yel değirmenlerine doğru koşuyor, kimimiz de Dante’nin İlahi Komedya'sındaki gibi: Cehennem, Araf ve Cennet yolculuğunda, insanın günah ve kurtuluş arayışını sorguluyor. Sufi cenahta ise insan, olgunlaşma sürecinde ham iken yanıp pişmeye çalışıyor. Tıpkı Rumi’nin Mesnevi’sinde dediği gibi: “Yolcuysan yola çık, yoksa cansın!”
Ben de şöyle bitireyim konuyu: yolculuk kadar bu yolculukta yanınızda olanlar, yolda size "yarenlik ve eşlik" edenler, yolda "sizi yüz üstü bırakıp, terk edip kendi yoluna geri gidenler", yolda size "yol gösteren ve rehberlik edenler", yolda size "daha başka güzel yolların da yol arkadaşlarının da var ve mümkün olabileceğini gösterenler" olacak.
Özetle yolculuk kadar önemli olan şey yolda size kimin eşlik ettiği olacak bu hayatta...
Bu yakın bayram arefesinde yola çıkan, çıkacak olan ve "yolcusunu dört gözle bekleyenlere" selam olsun diyerek, yolculuğumuzda güzel insanlar ile karşılaşmamız dileğiyle... Iyi pazarlar herkese...
Nevfel Baytar
23 Mart 2025 Pazar
Ankara
Yorumlar
Yorum Gönder