Ana içeriğe atla

Hayat Dediğimiz Şey

Hayat Dediğimiz Şey?


Pazar Yazıları No: 025

Hayat dediğimiz şey; özü itibariyle oldukça ilginç bir kurgu. Bir başlangıcı var bir de sonu. Yani doğuyoruz bu “dünya” denen aleme ve sonrada bu “dünyayı” terk ediyoruz. Bu süreç içerisinde de irili ufaklı onlarca, belki de yüzlerce şey başlıyor ve bitiyor. Başlıyor ve bitiyor. 


Yarım kaldığını düşündüğümüz şeyler bile bitiyor... 


Bugün size iki kısa başlangıç ve bitiş öyküsü anlatacağım. Aslında birer anlatı demek daha doğru bunlara... Kısacık ve sıcacık. Ama önce bir etimoloji aşığı olarak, nedir bir zaman dilimi olarak ömür dediğimiz “hayat”? 


Hayat Arapça bir kelime. “Hayah” kelimesinden türemiş ve canlı olma anlamında kullanılıyor. Biyolojik bir bakış açısıyla yaşıyor olmak demek. 


Bizde de karşılık olarak tam bağlamı oturmasa da “yaşam ve ömür” dediğimiz sözcükler var. Kısaca felsefi anlamda, ontolojik sorular çerçevesinde hayat, ezelden ebede uzanan bir ara yolculuk. 


Bu arada, daha önce “ezel ve ebed” ile ilgili bir blog yazısı yazmıştım; şark düşüncesinin aksine, batı dillerinde bu iki kavramın tek bir sözcükle ifade edildiğine dair... Yani doğu ve batı felsefesi aynı şekilde bakmıyor konuya...



Öte yandan, bizi zorlasa da hepimiz kanıksamış durumdayız sonu ve başı olan şeyleri. Biz nasıl olmasını ne şekilde bitmesini hayal edersek edelim, başlayan her şey bitiyor ve bitmek de zorunda. İçinde yaşadığımız kainat böyle bir kurgu ile yazılmış ve kodlanmış veya simule ediliyor. 



Diğer alemleri henüz tecrübe etmedik. Bazı kitaplarda, başlangıcı olan ama sonu olmayan öte dünyalardan bahsediliyor. Cehennem ve cennetten... Adem ve Havva’nın yüzbinlerce yıl önce kovulduğu mekanlara geri dönmeye teşvik ediliyoruz. Döngüsel bir süreç aslında değil mi, başa ilk halimize dönmeye çalışmak gibi? Yarım kalan sevdaları en başa sarma çabasının ezoterik açılımı sanki...


Bu bağlamda, bazı doğulu tefekkürler yeryüzüne geldiğimiz yön için de benzer süreçler olduğunu ileri sürüyorlar. Reenkarnasyoncu düşünce de bunun içinde kısmen... Bu konu benim için çok girift ve bir o kadar da muallak. Ama bitecek bir şeylerden sürekli bir şeyleri eksilttiğimiz bir gerçek. 


Hayat kısalıyor, ilişkiler sona eriyor, aşklar ve evlilikler tükeniyor, iş yerimiz, evimiz değişiyor. Geçen haftalarda yazdığım gibi; parantezler açılıyor ve kapanıyor. Her şey olması gerektiği gibi yani; eninde sonunda bir nihayete erme durumu... Henüz bundan kaçmayı başaran da olmadı.


Birinci anlatıya gelecek olursak. İngilizle alıntılar özdeyişler olan bir şiir sitesinde bir şiirsel yazıya denk geldim: 


Eğer kalıyorsa, 

Bu aşktır.


Eğer bitti ise,

Bu bir aşk hikayesidir.


Ve eğer hiç başlamadı ise

Bu bir şiirdir. 


(If it stays / It is love. If it ends / it is a love story  And if it never begins / it is poetry.) 


Aşkın başlaması ve bitmesine dair güzel bir tanımlama. Kısacık ama derin. Bitti dediğimiz bazı şeyler ise güzel bir aşk öyküsüne dönüşebilir, bir değişim ve dönüşüm geçirip daha da güçlenebilir. Çoğu destansı aşk öyküsü de bu kategori için de değil mi zaten? Leyla ile Mecnun, Romeo ve Julliet ve daha niceleri. Yarım kalan aşklar hep başka yerlerde tamamlanmayı bekler. O dairenin iki ucunun buluşması gerekir. Yarım parantez köşeleri kenarlarından eğilip bir daireye dönmeli, eksik kalma hissi hep tamamlanmalı...


İkincisi ise, yeni başlangıçlara dair. Mevsim döngüsü gibi aslında hayat. Kış olmadan bahar gelmiyor; yaz bitmeden hazan yaşanmıyor. Bu öykü, şu aralar güzel bir anekdot olarak sosyal medyaya düştü. Leylek Yaren... Geçen yıl bu zamanlar bu konuda yine yazmıştım. Göçmen bir kuşun sadakati, sevgisi üzerine... Saf ve tertemiz bir sevgi ve naif bir öykü bu. Ezop Masallarından daha öğretici bir fabl tadında. 


Dünyada bunca dert varken bu gözmen kuş neden önemli derseniz, konu çok sembolik. Hele Türk kültüründe eve bebeği kundakta getiren baharın gerçek müjdecisi leylekler olunca. Yeniden umutların yeşerdiğini görmek gibi.

Çok bilindik bir imge vardır. Kuru çatlamış topraktan yükselen bir filiz dalı veya asfaltın çatlağında biten bir sarı çiçek... 


Hayat devam ediyor... Hem de en güzel haliyle. Dört mevsimi aynı anda yaşadığımız şu Mart günlerinde herkesin yolu ve bahtı açık olsun... Güzel bir hafta olsun... Güzel bir hayat olsun önümüzde. 


Nevfel Baytar

16 Mart 2025 Pazar 

Ankara.






Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...