Ana içeriğe atla

Aşkın Algoritması


Aşkın Algoritması 



Uzun süredir yazmak istediğim bir yazı idi bu. Aşkın Algoritması.  


Aşk ve algoritma ikilisi, hem de yan yana? Matematik, bilgisayar bilimleri ve aşkın yan yana anılması pek makul görünmüyor değil mi? Gerçi aylar önce "Aşkın Matematiği" diye bir blog yazım olmuştu...


İlişkiler, evlilik, boşanma ve aldatma konularında yazılar yazan ve binlerce takipçisi olan yakın bir arkadaşım var. Uzun uzun zaman önce bu konuda bir yazı yazmamı önermişti bana... Aşk denen mef'umun  algoritmik işleyişinin ve matematiğinin bir biçimde çözülmesi gerekir, fikrin nedir bilmek isterim diyerek? 


Yillar önce daha 17-18 yaşında iken, (daha bilgisayarlar yok iken 🫣) Casio FX 3600 P marka bir bilimsel hesap makinemiz vardı - ODTÜ'deki tüm mühendislik öğrencilerin kullandığı... Tam bir kült hesap makinesi  - döneminin efsane cihazı. Onunla programlar yapabiliyordunuz, örneğin silindirin hacmini (formül hala aklımda PiR²xH idi galiba?...) hesaplatmak mümkündü... 


Algoritma kavramı ilk kez o zaman gündemimize girmişti... Sonra okulu bırakıp üniversiteden atıldığım için benim hiç almadığım algoritma tabanlı dersler oldu bölümde verilen: Cobol ve Fortran77 gibi... 


Algoritma aslında özünde akış diagramı (flow chart) denilen temel bir işleyiş üzerine kurulu. Örneğin "ampul bozuk mu?" sorusuna N (no) derseniz sorun yoktur akış diyagramı gereği devam edersiniz. Şayet Y (yes) derseniz, alternatif sunar yazılımcı size.  Fiş takılı mı? Y? N? Veya B) Ampulü değiştirin? Y? N?... Sistem bu şekildedir... 


Bu arada ilginç bir detay: Algorithms kelimesi ünlü bilim adamı  El-Harezmi'nin ismini telaffuz edemeyen Avrupalılar "algorizm" sözcüğünü "Arap sayıları (1.2.3.4...) kullanarak aritmetik problemler çözme kuralları" manasında kullanırlar. Bu sözcük daha sonra "algoritma"ya dönüşür ve genel kapsamda kullanılır, demiş Wikipedia...


Biliyorsunuz ki Facebook, Twitter (X) ve tabiki Instagram gibi sosyal medya hesabı siteleri inanılmaz bir algoritma örüntüsü üzerine kuruludur. Tüm amaç sizi bir alkol, uyuşturucu bağımlısı gibi bu sitelere bağımlı yapmak ve sizi müptela etmek üzerine kodlanmış bir algoritmik mimari üzerine inşaa edilmiştir. Lütfen ne yapıp edip vakit ayırıp bir Netflix belgeseli olan Social Dilemma'yı seyredin... Kesinlikle internetten belgeseli bulup izleyin ne dediğimi anlayacaksınız...


Peki aşk için nasıl işliyor bu durum? Yes ve No komutları üzerinden Aşk Algoritması nasıl ilerliyor ve akış diyagramı bizi nereden alıp nereye taşıyor? Asıl sorumuz buydu... 


Bu işin piri diyebileceğimiz Alain de Botton; "Gerçek aşk, kusurları bilmek ve yine de sevmektir." demiş... Algoritma ise bir şey yanlış ise değiştir diyor veya akış diyagramı başka bir akış şeması öneriyor. Yani temelde akla dayalı matematik vaz geç diyor. Ama Aytmatov gibi yazarlar, aşkı emek olarak tanımlıyor.  Sevgi emektir ve çabadır ve bir devrim gibi (bu arada bugün 1 Mayıs!) direnmektir ve göğüs germektir. 


Aşklar çok çabuk tüketiliyor günümüzde...Hızla çalışan bir algoritmik akış diyagramı gibi: A olmadı (no<<) hemen B yi deneyelim (yes>>). Ya da C de olur (>>) ? O da olmaz ise D ve E var...(@#&*¤¿€????)  Veya geri dönüp yalnızlık moduna tornistan yapmak mıdır bu işin algoritması? Sonuçta devreler yanıyor ve Aşk denemelere teslim edilip öldürülüyor. 


Ama algoritma düz... Dümdüz... Pişmanlık diye bir modu yok... Emek diye bir buton da yok... Özür diye bir alternatif akış yolu da yok... Veya "Aklım Başıma Yeni Geldi!" düğmesi de konulmamış listeye... 


Aşk akış diyagramı olan düz mantık ile işleyen ve Y/N komutları ile kabulleneceğiniz bir süreç biçiminde çalışmıyor maalesef... Bazen çok gri vazen de pespembe alanları var. Kimi zaman hormonal bir delilik hali sınırlarına yakın bazen de tam bir körlük ve tutkulu bir cezbe hali... 


Aşk algoritma tablolarında göstergebilimsel (semiotics) olarak sınırlar olmaywn bir satıh üzerinde matematiksel çizgiler, oklar U dönüşleri ile ifade edilemeyecek kadar müphem duygularda örülü bir yumak bazen de meczupluk sınırlarını zorlayan akıl dışı bir hezeyan hali... 


Özetle: Aşk ve algoritma aynı mecranın kavramları değiller... Çok da uzaklar birbirlerinden. Galiba aslolan Aşkı bulduktan sonra ona sahip çıkmak,  emek vermek ve belki de aşk, Schopenhauer'un dediği gibi kendini başkasında bulmaktır... 


Bir de Emek Bayramı olan bu özel günde benden de bir aforizmik söz olsun: "Emek verilmeyen hiç bir aşk, aşk olmayı hak etmez..." (N.B.)


Güzel bir gece olsun... 


Nevfel Baytar

1 Mayıs 2025

Ankara. 















Bu blogdaki popüler yayınlar

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Aşk mı yoksa Limerans mı?

Aşk mı yoksa Limerans mı? Uzun süredir anlamaya ve tanımlamamaya çalıştığım bir kavram Aşk (baş harfi her daim büyük harfle!). Üzerine milyonlara sayfa yazı, yüzbinlerce şiir yazılmış, binlerce şarkı ve film yapılmış, pek çok insanı da psikolojik yıpranmaya sürüklemiṣ karmaşık bir duygu durumu.  Peki ne kadar gerçek aşk dediğimiz duygu? Bazen bir sanrı, belki de bir yanılsama mı? Bir geçici delilik veya sarhoşluk hali mi? Meczupluk mu aşk? Kendinden vaz geçmek mi? Yoksa kendi narında eriyip yok olmak ve küllerinden yeniden doğmak mı Aşk?  Bu konuların pîrî, üstat Alain de Botton şöyle diyor:  "We end up lonely because we have a wrong theory of love." Yani (yazının hepsini okuduğum için şerh düşerek) aşk hakkında zihnimizde toplumun dayattığı, idealize edilmiş, romantik ve mitleştirilmiş bir hayali beklenti oluştuğu için (kısaca özünde) yanlış bir aşk kuramı ile beklentiye sürüklendiğimiz için eninde sonunda yalnızlık ve hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor ilişkil...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...