Ana içeriğe atla

Anne Babalık Ehliyeti

Anne Babalık Ehliyeti

Pazar Yazıları No: 032


Doğrusunu söylemek gerekirse uzun süre bu yazıyı yazıp yazmama konusunda çok tereddüt ettim.


Aslında haddimi biraz daha aşarak "İnsan Olma Ehliyeti" başlığı ile bir yazı yazmayı bile düşünmüştüm yeryüzündeki bunca öfke, nefret, hunharca yapılmış katliam ve caniliğe şahit olunca... Ve bunun binlerce yıllık insanlık tarihinde rutin canavarlıklar olduğunu da bilincek kadar tarih okumuş biri olarak... Başka bir Pazar Yazısında diyelim... inşallah.  


Anne babalık ehliyeti kavramına girmeden önce anne ve baba nedir ve ne değildir sorusunu tartışmakta fayda olabilir. 


Elbette altını defalarca çizerek söylemekte fayda var. Ben asla bu konuların bilimsel bağlamda uzmanı değilim. Çalışma alanımda elbette bu konular değil. Ancak zannederim yaşım ve iş alanım gereği (bir dönem yöneticilik yapıp çok dert dinlemenin etkisi olsa gerek...) ve sosyal medya hesabımın da yazdıklarımın kısmî yan etkisi ile de çok fazla ilişki dinledim. Annelik ve babalığı dair. İki evlilik yapmış olmam ve çevremde artık benzer çok aile profilinin olmasının da elbette bir nebze etkisi oldu...


Boşanmalar öncesi, süreci ve sonrasında hikayeleri hem kadınların hem de erkeklerin ağızlarından ve kendi bakış açılarından dinledim... Oldukça iyi eğitimli ve donanımlı (ve mali olarak güçlü) insanların bile ne kadar vahşileşebileceğini duydum bunları da hüzün ve üzüntü içinde dinledim...


Benim hemcinslerim genelde "aldatma" hikayerinin baş aktörleri rolünde oluyor. Kadınlar konusunda durum biraz daha karışık - çok farklı öyküler dinledim - bazen ben de bu anlatım içerisinde yaşananların ve bu spesifik konunun kısa veya nispeten uzun süreli bir parçası dahi olduğum durumlar içerisinde oldum. 


Ama hep öykücü (storyteller) değil ama genelde dinleyici oldum. Hemcinslerimin ne kadar iyi bir "baba", ne kadar özenli bir ebeveyn olMAdığına, tam tersine umursamaz ve gamsız ve ne kadar narsist kişilik bozukluğu olduğuna dair pek çok ilişki anlatımı dinlendim. Çoğu da karşı tarafın ağzından...


Kısaca gözlemim şu: sebep ne olursa olsun sonucun bütün psikolojik yükünü (belli etseler de etmeseler de) çocuklar çekiyor... Narsist babalar, kendi ****nin derdine düşmüş hemcinslerim bir şeylerin dağılmasına göz göre göre zemin hazırlıyorlar. Gitmeyen, rutinleşen ve soğuyan ilişkinin - farklı duygusal ve fiziksel ilişkiler ve heyecanlar yaşama arzusunun tetiklemesiyle - çok tehlikeli münbit mecralarda filizlenmesiyle, erkek (bu konularda çok daha profesyonel biçimde neredeyse hiç belli etmeden ve saman altından su yürüten kadınlarda çok aslında...) açısından yepyeni heyecan verici kapılar açılırken, öte yandan yılların emeğinin ve çabasının üstüne ağır demir kapılar kapanıyor... Maalesef... 


Hiç bir ilişki mükemmel değil. Olmayacak da. Uzun vadeli ilişkilerin temel dayanağının aşktan daha ziyade dostluk ve arkadaşlık üzerine oturduğunda kalıcı olduğunu, insanların çok derin biçimde karakterinin değişmeyeceğini ama bazı konularda karşılıklı taviz ve özveri ile ilişkileri kurtarabilecekleri açık. Ama bunlar ikili ilişkilere üçüncü kişiler müdahil olduğunda bozulan ilişkilere dair mini tespitler. Çocuklar ise tamamen ayrı bir konu...


Aile olabilmek ciddi bir özveri. Biyoljik olarak yeryüzüne getirilmiş bir canlının genetik genlerini taşımaktan çok daha öte sosyolojik, psikolojik ve daha da önemlisi insani hasletler gerektiriyor. Sorumluluk bilinci olmayanlar, bir evladın iç dünyasına giremeyecekler ise lütfen anne baba olma konusunda toplumsal baskılara yenik düşerek acele etmesinler. Şayet ayrıldılar ise de anne ve baba olmanın bir evladı sarıp sarmalamanın ona sahip olmanın güzelliğini başka karnal ve hedonist zevklere teslim etmesinler. 


Hiç bir çocuğun ruhuna verilecek travma etkisi sizin alacağınız duygusal ve bedeni zevkten daha yıpratıcı ve yıkıcı olamaz. 


Elbette artık gitmeyen ilişkiler olabilir... Ancak burada dikkat edilmesi gereken gitmeyen şeyin karı koca ilişkisi yani eş ilişkisi ile sınırlı olmasıdır; ayrıldığınız zaman eşinizden ayrılırsınız karınızdan ayrılırsınız kocanızdan ayrılırsınız; ama çocuğunuzdan oğlunuzdan ve kızınızdan ayrılmazsınız. Evlilik bitebilir ama annelik ve babalık bitmez; bitmeyecek de... Bitmemeli de... O bitmeyen bir kimlik... Kocalık veya karılık kimliği sonsuz değil ama annelik ve babalık tamamen tasnif dışı... O bir kimlik artık...


Özetle: çocuğumuzu kimse için ikinci sıraya koymayalım. Çocuklarımızın hakkına geçmeyelim... Onların yeryüzündeki varlık sebebi şayet biz isek, bu varlıklarının hakkını verelim... 


Mutlu pazarlar.


18 Mayıs 2025




Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...