Ana içeriğe atla

Dünya Affetme Günü

Dünya Affetme Günü

Pazar Yazıları No: 020


Sosyal medyada takip ettiğim bir haber sitesi var. Uzun süredir TV'de haber kanallarını izlemediğim için hızla gündemi ve haber başlıklarını takip etmeyi tercih ettiğim bir mecra. Dünkü haberler (11 Aralık) arasına ilginç bir haber sıkışmıştı ABD'deki tuhaf yangın haberlerinin arasında. Bugün Dünya Affetme Günü. Bu kadar.


Haftalık yazma konusu arayan benim için bulunmaz bir nimetti bu kısacık başlık. Dünya Affetme Günü.  Tıpkı Dünya Erkekler Günü veya Dünya Solaklar Günü. Dünya Kız Kardeşler Günü gibi... Ama Türk haberciliğine güvenmeyip biraz araştırma yapınca, o günün bu gün olmadığını öğrendim. İki farklı gün yazılı internette ve her ikisi de Temmuz ayına ait üstelik. En azından UNESCO başka bir günü belirlemiş. Önemli de değil.  "Yalan Habercilik Gününde" onları da affederiz. Ne de olsa masum bir yalan... Şakası bir yana; 


Peki nedir affetme? 


Affetme, insanın geçmişte yaşadığı olumsuz deneyimlere karşı duyduğu öfke, kırgınlık veya kızgınlık duygularını serbest bırakması ve bu duyguların kişinin yaşamını olumsuz etkilemesine izin vermemesi anlamına gelir. Buna yol açan 'kişi ', 'olay', 'travma' ve 'travma müsebbiblerini' artık geride bırakması ve geçmişe gömmesidir affetme. Elbette yapabilene. 


Bizim kültürümüzde bu kavram biraz daha 'helalleşme' ve 'helallik isteme' ve 'öteki dünya' ve 'ahiret' ile ilişkilendirilen bir kavram. Biz biraz daha dini anlamlar ile süslüyoruz bu kavramı ve öteki dünyaya 'kul hakkı ile gitme' korkusuyla yapıyoruz bunu... Korkuyla affetmek de kavramın doğasına aykırı çok doğal bir süreç de değil. Elbette hak kavramını ihlal eden fail (perpetrator) siz iseniz. 


Elbette affetmek büyüklük yapmak anlamına da geliyor. Geçmişteki olayın büyüklüğü ve sizde yarattığı ruhsal, sosyal, bireysel ve hatta finansal travma bir kenara, "affetmek", hem ruhsal hem de fiziksel sağlık için faydalı bir girişim. Gelin biraz liste yapalım: 


Affetmenin İyi Olduğu Durumlar Neler?


Küçük Hatalar: Günlük hayatta yapılan basit yanlışlar ve dikkatsizlikler (örneğin, bir arkadaşın bir sözünüzü yanlış anlaması). En sıradan ve en önemsiz olanlar bunlar. Boşverelim gitsin Unuttuk gitti dediğimiz cinsten.


Eski Kırgınlıklar: Geçmişte yaşanmış, çözülememiş tartışmalar veya kırıcı sözler. Genelde basit ve sıradan olurlar geriye dönüp bakınca...


Yanlış Anlamalar: İletişim eksikliğinden kaynaklanan durumlar. İlk örnekteki gibi. Konuşulup çözülecek ve düzeltilecek olanlar bunlar. 


Başarısızlıklar: Kendine veya başkalarına karşı duyulan hayal kırıklıkları. Bu grup biraz öz eleştiri kısmına giriyor. Bu noktada kendi içimize daha çok dönmekte fayda var. Kendimizi suçlamaktan vaz geçmemiz gereken nispeten küçük ve belki de o dönem hatalı kararlar. 


Haksızlıklar: Kişisel olarak maruz kalınan haksızlıklar, ancak telafisi mümkün veya önemi azalmış olanlar. Burada iş dostluk ve hakkınızın yenilmesi önem arz ediyor. Hak ettiğinizi düşündüğünüz bir işin, bir payın bir miktarın, bir oranın veya takdir ve taltif edilmemenin getirdiği yüzüstü bırakılma hissi. Aslında olayın kendisini değil bizde hissettirdiği duygu durumunu geride bırakmak önemli. Bunları geride bırakıp önümüze bakalım ve yeni fırsatlar yaratmaya ve yakalamaya çalışalım.  


İhmal ve Dikkatsizlik: Birinin farkında olmadan sizi incitmesi. Önemsiz görmesi. Duygusal ve konumsal olarak; annelik ve babalık, evlatlık, eş (karılık veya kocalık hakkı) kardeşlik hakkı gibi hakları iade etme girişiminde bulunmak önemli. Kolay değil biliyorum. Bunca yılın emeğini ezip geçme kendini o ilişkide değersiz hissetme gibi bir sürü şey uçuştu zihninizde. Affetmek iyidir. Emin olun huzur verecek size. Huzur... 



Kendine Kızgınlık: Kendi hatalarından dolayı duyulan suçluluk veya pişmanlık duyma. Belki de insanın kendine verdiği en büyük zarar bu afftememe tipinde gizli... Bunu neden zamanında yapmadım? Bunu neden o zaman söylemedim?  Bu konuda neden geç kaldım? Hakkımı neden istemedim ve kendimi savunmadım? Kendi hakkıma neden girdim? Artık durma zamanı değil mi? Geri döndürmeniz mümkün olmayanları artık bırakın gömün o mızrakları toprağa. Kalbinize batıp durmasınlar artık.  Kendinize zülm ettiğiniz yeter... 


Geride bırakmak o kadar büyük bir meziyettir ki. Affetmek aslında Anadolu kültürümüzde yücelme ve yükselmenin göstergesi. Tanrıya ve onun sıfatlarından birisi olan rahman vecrahim olma bağlamında; birer fani olarak O'nun affediciliğine öykünme ve ona benzeme girişimi... 


Şunları öğrenelim mi?


Bağışlama: Karşıdaki kişiyi suçlamak yerine, onu anlamaya çalışmak. Belki aynı şey benim başıma gelseydi aynı durumda ben de böyle bir şey yapacaktım diyebilmek. 


Duygusal Yükten Kurtulma: Negatif duyguları serbest bırakmak gerekecek burada. Bunun yerine ileride yapacağınız güzel şeylere aydınlık günlere odaklanmayı seçmek de bir tercih. Konu aslında neyi yapmayı tercih ettiğimiz.  Olumsuz olanı mı besleyip büyütüp kendimize zarar vermeyi mi yoksa iyiyle hemhal mi olmayı ve içimizdeki aydınlığı mı seçmek? 


Empati: Karşıdaki kişinin neden böyle davrandığını anlamaya çalışmak. Onun şartları ve durumunu o an ki halini ve o karara ya da sözler sarf etmeye götüren o kişisel o kişiye has özel gelişim sürecini anlamaya çalışmak. Evet siz farklı davranabilirdiniz. Ama o zaman ki siz ve o aynı süreçten geçmemiş idiniz. Oldu ve bitti. O koşulları siz yaşamadınız. Siz kendi koşullarınızda başkalarının yaptıklarına verdiğiniz tepkilerinizi kontrol edin. Bu yeter. 


Kendini Özgürleştirme: Affederek kendi huzurunu bulmak. Bu noktada artık çözüm ve rahatlama ve iç huzur gelmeye başlayacak. Unutmayın ki "her tercih bir terk ediştir". Bırakın ve o duygudan özgürleşin ve kuş gibi hafif olup o duygudan uçup gidin... 


Barışma: Gerekirse ilişkiyi onarma yoluna gitmek (her zaman şart değil bu. Bırakın öylece kalsın. Unutun sadece). Önce kendiniz ile barışır iseniz zaten diğerlerini affetmiş olacaksınız.  Geride kaldı demeyi deneyin. Gerekirse arayın özür dileyin teşekkür edin ve kapatın. Yukarıya havale edin ve sonra da bırakın gitsin. İlahi adalet bir gün çözer deyip uzaklaşın o duygudan. Kötülüğü seçmeyin.  Bu da tecrübe oldu deyin ve geçin sadece. Beni geliştirdi bana faydası bile oldu ben fark etmeden beni olgunlaştırdı deme mertebesine çıkın. Çok güçlü hissedeceksiniz kendinizi hem de çok. 


Geçmişi Geride Bırakma: Yaşananları tekrar tekrar hatırlamayı bırakmak. Aşırı düşünme ve senaryo kurmaktan vaz geçme zamanı.  Yaşananları kendi pencerenizden değil de tarafsız bir pencereden tarihsellik olarak görme aşamasına geçmek gerek. O zaman öğreneceğiz ve ilerleyeceğiz. Yoksa limana çapa atmış teknelerden bir farkımız olmayacak. Artık açılma ve yeni ufuklar ile ışıl ışıl bir geleceğe arzuyla ilerleme vakti. 


Unutmayın ki affetmek, aslında kişinin kendisi için yaptığı bir eylemdir. Geçmişte tutunup kalan olumsuz duygular, sizi sadece mutsuz etmeye devam edecek. Affederek içsel huzura ulaşmak, mutlu ve sağlıklı bir yaşamın kapısını aralamak bir seçim ve bakış açısı.


Güzel bir gün geçirmeyi tercih edin. Önümüzdeki haftayı planlayın.  Bu yıla yepyeni bir başlangıç ile beyaz bir sayfa ile yelken açın. Kendi inkişafınızı başlatın. Yenilik ve yenilenme güzeldir.  


İyi pazarlar. 


12 Ocak 2025

Ankara.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

HAYATINIZI DÜZENE SOKACAK 20 ALIŞKANLIK

Hayatınızı Düzene Sokacak 20 Alışkanlık Öncelikle herkese güzel bir hafta sonu dileklerimle. Umarım hayatınızın akışını arada bir durup sorguluyorsunuz. Yanlış anlaşılmasın sakın. Felsefi ve ontolojik bir var oluşçuluk ve bütüncül bir yaşam kaygısını sorgulamacı bir tutum ile irdelemek değil niyetim asla.  Bugüne hafif gibi görünen ama yaşam kalitemizi engelleyen, başarıya ve hedeflediğimiz amaca giden yolda bizi sekteye uğratan bir takım olumsuz davranışlarımızı ve nispeten kötü alışkanlıklarınızı azaltmaya yönelik bir takım önerilerim olacak.  Düzenli takip ettiğim bir kaç yabancı motivasyon ve kişisel gelişim hesabı var. Daga çok Amerikalıların bakış açısı ve dünya görüşü ile şekillenmiş tavsiyeler bunlar. Ben buradaki önerileri biraz bizim ülke ve insanımız bağlamına uyarlamaya çalıştım.   Hepsinin de değerli öneriler olduğunu düşünüyorum.  Küçük adımlarla giderek, hepsini değil belki ama dört beş tanesini bile uygulama geçirmek oldukça olumlu de...

Kendinizi Aşmanın 33 Yolu

Kendini Aşmanın 33 Yolu (İlk 15 Adım!)  Hemen hepimiz kendimize dair bir takım serzeniş ve şikayetler içerisinde oluyoruz. Az veya çok... İstemsizce veya üstüne basa basa şikayet ediyoruz.  Bazı şikayetlerimiz fiziksel şartlarımız ile ilgili. Kimimiz boyundan memnun değil, kimimiz kilosundan. Kimimizin beli kalın, bazılarımızın kırışıklıkları çok.  Kimimiz göz rengini lens kullanarak, kimimiz de fazla kilolarından sert diyet yaparak kurtulabiliyor.  Kimimiz ticari zekasının azlığından şikayetçi; kimimiz ise sinirlerini kontrol edemeyerek çevresini kırıp dökmekten. Bazılarımız ise tam bir toksik canavara dönüşmüş durumda, travmalarının acısını bi-haber olan yakın çevresinden çıkartıyor... Kimimiz bazen bir duygu süpürgesi,  kimimiz kalp buldozeri, kimimiz de ilişki mengenesi...  Ama her şey bir yana, hayat devam ediyor. Stoacı bakış açısını benimsemiş bir fani olarak, kendimizi sevmemiz, kendimizi iyi tanımamız ve içimizdeki o potansiyeli uyandır...