Ana içeriğe atla

Sen Kimsin

Ben Kimim?



Dün, "Dünya Erkekler Günü" imiş.  Ben de sosyal medyada bir haber sitesinde gördüm böyle bir günün olduğunu. Var olduğunu duymuştum elbette. 8 Mart tarihi ile karşılaştırınca, 19 Kasım neredeyse hiç birimize - hatta biz erkeklere bile - pek de anlamlı gelmiyor, değil mi? Zaten hayat erkeklere güzel diyenler var muhtemelen aranızda, bir de onların gününü mü kutlayalım da durup dururken icat çıkarıp bir de iş mi alalım başımıza? İşte bu bir bakış açısı ve cinsiyetlerin birbirlerinin ve kendi kimliklerini algılama konusu. 


Bir itiraf ile başlayayım ben kimim sorusuna...Kitap okuma ve aldığı kitabı bitir(eme)me sorunsalım ile. Kütüphanem(iz)de okunmayı bekleyen onlarca kitap var. Zamanında arşivci bir refleks ile satın aldığım ve (bir gün?) okumayı hayal ettiğim pek çok yorgun ve bitkin kitap...  MoonReader diye bir e-kitap okuma programı kullanıyorum telefonumda (Amazon Kindle benzeri) epub ve pdf dosyalarını açan ve dilerseniz sesli olarak okuyan - bu arada programın çok güzel gerçek bir kitabın sarı sayfalarını çevirir gibi sayfa çevirme görsel animasyonları var. Google Books benzeri sanal bir kitap okuyucu özetle. Orada da yüzlerce kitap yüklü. Başlayıp bitiremesem de ayaklı bir kütüphane var her daim cebimde aslında...Bu da benim. Aldığı kitapları istifleyen adam...


Bu detaylı şeyleri neden anlattım derseniz, zannederim kimlik meselesi biraz da konuya baktığımız zaviyeye göre kişisel yolculuğumuz ile ilgili. Erkek veya kadın veya başka bir eğilimi olan birey olmak, Türk veya Kürt veya Alevi veya Sünni veya Suriyeli veya Danimarkalı bir genç olmak, muhacir olmak, muhafazakar veya liberal olmak, ateist veya dindar veya deist veya agnostik olmak. Iyi biri olmak. Acımasızve kötü biri olmak. Sapkın eğilimleri olan biri olmak. Mülayim olmak veya çirkef olmak. Kıskanç olmak. Kontrolcü veya boş vermiş olabilmek. Düşünceli veya nobran olmak... Depresif ve pesimist olmak. Enerjik, hayat dolu ve capcanlı olmak. Hayatla barışık olmak. Hayata küsen ve umutsuz biri olmak? Angut, öküz veya tilki olmak. Belki de onlarca sıfatın karışımıyız biz zaman içinde insan denen potanın içinde herc ü merc olmuş...


Bu bağlamda,  "Ben kimim sorusu" cevaplanması en zor sorulardan birisi aslında... Çoğu iş mülakatının veya uluslararası dil veya Hazırlık Okulları Dil Muafiyet sınavlarının konuşma kısmının ilk giriş sorusu genelde budur... "Kendinizi tanıtın lütfen!" (Please introduce yourself). Cevap çok klişedir aslında. Ben Ahmet Yılmaz veya Zeynep Öztürk. 27 yaşındayım.  Mühendisim. Evliyim. Iki çocuğum var.. vs vs. 


Ancak burada düzeltmem gereken bir yanlış yönlendirme var... Soru zamiri konusu... Siz kimsiniz kadar basit değil buradaki soru... Siz/Sen kimsin(iz)? sorusu ile "ben kimim?" sorusu arasında çok ciddi bir entellektüel birikim ve zihinsel bir uçurum var... Beyin yoran, sorgulatan, bazen de kimlik algısını alev alev yakan, kimi zaman da delirtecek kadar derinlere inen ve zihnimizin nereye açıldığı belli olmayan dehliz ve koridorlarında kaybolmamıza neden olacak kadar da sivri ve keskin bir soru bu... Ben kimim? 


Elimde arada bir açıp parça parça baktığım keyifli bir kitap var. Sen Kimsin? - Kendini Tanımanın 101 Yolu başlıklı.  Who Are You? 101 Ways of Seeing Yourself. (Malcolm Godwin) Vücut yapısıyla başlayıp Duygu durum  türleri, Düşünce Biçimleri ve Spiritüel (Manevi-Ruhani) türler olarak ana temalarla başlıklandırılmış. İnsanın kendine sorması gereken bir takım sorularla bezeli - aslında pek düşünmediğimiz sorularla dolu bir kitap... Kişisel yolculuk el kitabı nevinde bir çalışma olmuş. 


Nasıl aklediyoruz? Neye tepki veriyoruz? Gözlemci miyiz, fobilerimiz var mı?  İçinizdeki yolcu kim? Savaşçısı mısınız bu hayatın yoksa bir kaçak mı?  Içine kapanık mı yoksa dışa dönük birisi misiniz? Bir erkek gibi mi yoksa bir kadın gibi mi düşünüyorsunuz? Materyalist mi yoksa ruhani yönünüz mü baskın? Kalp insanı mısınız yoksa akıl insanı mı? Bir adanmışlık içinde misiniz yoksa boşvermişlik mi? Rahminizden çıktınız mı - özgür müsünüz? Yoksa başkalarının kimliğiyle mi varsınız? İdeolojiler ile mi kimliğinizi kabullendiniz? Yoksa onlardan kendinizi beriğ tutabilir misiniz?


Aç gözlü müsünüz?  Aceleci mi? Narsist ve kendini beğenmiş dik başlı her şeyi ben bilirimci bir ukala mısınız, yoksa başka görüşleri de dinlemeye meyilli, çevresinde olup bitenlere duyarlı alçak gönüllü ve mütevazi bir gönül dostu mu? Disiplinli misiniz mesela? Sözünüzün eri mi? İşinin arkasında duran savsaklamayan birisi mi? Ya ilişkilerde nasılsınız? Sadık birisi misiniz mesela, yoksa aldatmaya eğilimli bir flörtöz mü? Bencil misiniz - egosentrik - önce ben kendim ve benim çıkarlarım diyen? Yoksa başkalarının hayatı için kendini yok sayacak kadar kendini sabote eden ve başkalarının mutluluğu için kendinden bile vaz geçen? 


Kimin için sen, gerçek sensin? Kendine bile söyleyemediğin saklamak istediğin zaafın - açık kapıların neler? Olmak istediğin bu bedenin içindeki bu kişi gerçekten sen misin?


Sen kimsin? 

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...