Ana içeriğe atla

La Edri

Üstadım, Abim ve Büyüğüm "Lâ Edri"...


Güzel özlü sözler okumayı, her Insragtram fanisi gibi onlardan kendimce ve kendime kadar hayat dersleri çıkarmayı seviyorum. Bazen bir sözü çok beyendiysem de (de ayrı), nadirce de olsam paylaşmayıda (da bitişik !) seviyom ben. Gözel özlü sözleri çok küsel arka foncuklarla ve ressimlernen (pazen de güzel müsiklernen) süsleyen ve sıkça takib yapdığım bir kaç adet hesab var. Bu hesablarda yazıların altında meşhur yazar La Edri ismiyle sıkça karşılaşır oldum. 


İşin ilginç tarafı ise, Lâ Edri ismindeki bilge kişinin, birbirlerinden çok farklı alanlarda söylediği sözlerinin her birinin hikmet ve yoğun kadim bir bilgelik ile dolu olması beni hem çok şaşırtıyor hem de için için kıskandırıyordu. Bir insan, üstelik de aynı kişi nasıl olabiliyor da bunca güzel sözü aynı anda söylebiliyordu ki? Bu naasssıl mümkünümsü olabilirdi kine ki?


Ayrıca La Edri isminin çok estetik olması ve kulağa da çok karizmantik gelmesi ben de çok farklı tahayyüller şey ettirip çağrış tırıyor du... La Edri'nin hangi çağda ve hangi şartlarda yaşadığını, matbu (basılı demek!) eserlerinin olup olmadığını merak ta ediyordumdu. Zannımcaki, isminin bende çağrıştırdığı imgelemlerden olsa gerektir ki, La Edri, Ortadoğu'nun ücra bir beldesinde, muhtemelen de vaha ve çöllerin bol olduğu bir coğrafyada yetişmiş velûd bir müellif olsa gerekti. Bence öyleydi ve öyle de olmalı idi. Değil miydi ki? Hep aklımda,  Simyacı Santiago sahneleri dolandı durdu uzunca bir süre... Çok uzunca bir süre üstelik...


Lâ Edri kimdi acaba? Sosyal medyada saatlerce takılıp gün boyunca uzun süre oradan oraya zıplayıp cirit atan, özlü sözleri paylaşmayı seven, Instagram üstadı, ortalarda hem ilişki hem aşk hem diyet hem sağlık hem de bi zahmet ben de herkeşler kibin "yaşşam" koçuyum koçum benim modunda dolanıp duran, az okuyup, az düşünüp, hiç tefekkür etmeye fırsatı olmayan çok ve bol sosyal medyada resim yazı ve zaman tüketen ve çokca paylaşan, okuduğu ve güzel bulduğu her şeyi zırt pırt post edip arkadaşları ile share eden; herkesi paylaşım bombardımanı ile bezdirip yıldıran ve darlayan, ...


Hem astrolog, hem kozmolog, hem de sosyologlu psikolog, pilav üstü az patojenik patolog, hem entomolog hem de etimolog olabilen ve de her tür ota bogha konalog, ventriloquist, kısaca hadsiz bir "herbokolog" olarak, bir mazlum fani ve aciz kulunuz olarak ben de kendim de pek çok kadim bilgeliği aynı anda aynı bünyede toplamayı "becermiş" pek çok üstün insan sıfatlı ve Übermensh etiketli ipini koparmış İlter Ortaylımtrakımsı cahil cühela tüketici gibi, ben de kemdim de bizzat ve bizatihi zahmet etmeden ve hiç araştırma yapmadan, La Edri denen yazarı çok sevmiştim...


Ta ki...


Bir zahmet edip, elimin altında saatlerce duran akıllı telefonlardan veya PClerden merak edip, elim erişip, La Edri kimdir, hangi çağda yaşamıştır diye merak edip araştırma yapmaya karar verene kadar... Ama olmadı maalesef ki...  .... , ? !


Ama artık çok ama çok geçti ki. Onlarca, belki de yüslerce kez güsel sözleriynen bile karşılaştığım, La Edri'nin gerçekte kim olduğunu öğrendiğim anda da dünyalarım karardı.  Bütün hâyàllerîm suya düştü; yandı bitti kül oldu, dağa kaçtı inek içti, su da bitti... 


Sağ olsun, eşim sayesinde La Edri nin kim olduğunu öğrendim dün sabah yaptığımız bir sohbet esnasında... Ben bilmem Google bilir demedim, yemedim, içmedim, merak edip googlamadım, binglemedim, yandexlemedim, ChatGPT ile hasbihal bile etmedim... "I don't need Google, I have my wife" mottosunu şiar edinmiş her Türk erkeği gibi La Edri ile tanışmış oldum. Thank you babe, darling... 💕. Merak edenler Google a baksın.  Etmeyenler de karısına olmazsa da kocasına sorsun lütfen... 🙏🙏🙏🙏🙏


Bir pazar Sabahı (pazarın P'si Sabahın s'si büyük mü küçük mü yazılmalı?) bunca uyduruklu ve imla hatalı şeyi neden mi yazdım? Kendi bilgisizliğimi fark etmenin ne kadar yüce bir erdem olabileceğini fark etmenin keyfine vardım çünküm... Bir şeyi okumadan, doğruluğunu araştırıp teyit etmeden, paylaşmanın kişiyi ne kadar komik duruma düşüreceğini fark etmek güzeldi. Tıpkı Angara Böyük Şeyir Etimisket  Belediyesi encümen azası Muhtar adayı İmam Kurrumoğlu bu genel seçiminde Büsbüyyük fark atacak diye TV sabah kuşağı bilimsel yorumunu yapan eski türkücü piyanist Sibel Canan ın en eski kocası siyyasetfilimci Hakan Vural gibi hissssetmek çok küseldi... 


Hayırlı Pazarlar cümleten... La Edri abime de hörmetler. Ellerimden öpüyorum... 

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...