Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kasım, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kasıma Veda Ederken

Kasıma Veda Ederken Pazar Yazıları No: 057 Bugün son baharın son ayı olan Kasım’ın son günü; üstelik de Pazar… 30 Kasım Pazar. Yılın son ayına Aralık ayına - benim de doğduğum aya - giriyoruz. Yani Gregoryan takvimi kullanan bu coğrafyadaki bizler bir yılı daha devirmekteyiz miladi takvim yapraklarından. İngilizlerin dediği gibi: "Time flies". Zaman hızla akmakta...  Sabah erkenden oğlumu dershaneye bıraktım. Ankara'nın bir ucundan diğerine gittim ve geldim. Arabanın üzerine sarı ve kahve tonlarda bir sürü yaprak dökülmüş. Güzel bir görüntü idi soğuk bir Ankara kışı için... Eve dönüp kahvaltı hazırladım kendime. Bir espresso yaptım sonra kendime sert ve az aromalı olanlardan. Masada uzun zamandır benim yapmamı bekleyen yaklaşık 900 parçalı Tehnic serisinden bir Lego var... Dışarıda serin ama güzel bir hava var. Çiçeklerimi dün sulamıştım. Mutluyum galiba. Yeni bir içsel dinginlik yaşıyorum kendi halimde: sükunet ve dinginlik ve huzur sanki birbiriyle karışmış ...

Öğretmenler Gününde Küçük Prens'e Dair

Küçük Prens'e Dair Pazar Yazıları No: 056 Küçük Prens, zannederim beni hayatımda en çok etkileyen üç dört öykü/romandan birisi. Bulduğum her fırsatta tekrar tekrar okuduğum ve her okuduğumda da yeniden kendimi, çocukluğumu ve hayata bakışımı sorgulatan eserlerden birisi. Boyutuna ve resimli bir çocuk kitabı gibi görünmesine rağmen Latince tabir ile tam bir magnum opus.  Bu kitabı zannederim ilk kez otuzlu yaşlarımın ortasında okudum. Tarancı'nın da tam dediği gibi Dante gibi ortasındayız ömrün dediği dönemde. Benim için hayata dair pek çok önemli kararı alma  arefesinde olduğum yaşlarda.  Bazı çok önemli kararlarımı ancak Küçük Prens'i bir kez daha okuduktan sonra almıştım. Bana o dönem bir öğretmen gibi yol göstermiş ve bir ışık tutmuştu. Fark ettiyseniz ismi bile yok küçük prensin? İşin ilginç tarafı da aslında İkinci Dünya Savaşında bir savaş pilotu olan ve savaşta uçağı vurulan ve cesedi hiç bulunamayan ve ölümü de tuhaf biçimde gerçekleşen Antoine de Sain...

Seçme Özgürlüğü

Seçme Özgürlüğü  Pazar Yazıları No: 055 Bu pazar sabahı uzun zamandır uykusuz ve yoğun geçen haftalara inat güzel bir uyku çekerek merhaba dedim... Güzel bir günaydınlaşmanın ardından gece yarısı saat bir gibi gelmiş bir mesaja takıldı gözüm. Eski bir öğrencimden (tahminimce 25 yıl önce lisans öğrencisi iken ders almışlardı benden) gelmiş bir cümle. Kendisi bir felsefeci akademisyen ve alanında oldukça çok yazısı ve kitabı olan bir profesör. Ontoloji alanında yazıları ve kitapları var.  Gönderdiği cümle bilme ve seçme ile ilgili idi. Mutluluk ile ilgili geçen haftaki yazıma atfen gönderilmiş bir cümle idi... Oldukça uzun bir karşılıklı ve doyurucu bir yazışma oldu - uykusuzlukdan muzdarip iki insomniyak okurun entelektüel sohbeti diyelim bu sürece. Teolojiden girip edebiyata; oradan ontolojik sorulardan bilgi felsefesinden dalıp; kuantumda seçme özgürlüğüne; ve bununla ilintili bilinç konusuna girip - maddenin canlı veya cansız olmasının taksonomik olarak mümkünsüz...

Mutluluk Üzerine

Mutluluk Üzerine  Pazar Yazıları No: 054 Bugün tersten gideyim. Ters kavram kullanarak anlatmak bazen konuyu netleştirebiliyor..  İnsanoğlu neden mutsuz sorusu uzun zamandır hele de doyumsuzluk ve tatminsizlik çeken ve hayattan gerçek beklentisini bilmeyenler için sürekli kendini gerçekleştirecek kısır döngüsel bir kehanet gibi karşımıza çıkıp duracak... Bu soruya üç başlık ile cevap bulmak mümkün sanki... Bir Felsefi ve Varoluşsal Deneme  İnsanoğlu tarihin hiçbir döneminde bugünkü kadar çok şeye sahip olmadı; ama belki de hiçbir dönemde bu kadar mutsuz da olmadı. Gökdelenler yükseliyor, ekranlar ışıldıyor, her şey elimizin altında… ama içimizde derin bir boşluk yankılanıyor. Neden? Bu soru hem bireysel hem toplumsal hem de varoluşsal bir arayışın merkezinde duruyor. 1. Bireysel Boşluk: Anlamın Yitimi Modern insanın en temel sıkıntısı, Viktor Frankl’ın deyimiyle, *“anlamsızlık boşluğu”*dur. Geçmiş çağlarda din, doğa ya da topluluk, insana yaşamı için bir yön d...

Kalbin Anahtarı

Kalbin Anahtarı  Kilitledim kalbimi Tek anahtarı elimde... Açıldım bir tekneyle  Dalgalı engin denizlere... İlerledim pupa yelken Köpüklü dalgalar peşimde;  Bir koy aradım önce  Yakamozlar eşliğinde  Durdum bir adanın Kuytuluk gölgesinde. Tan vaktiydi zaman: Hayat yeni güne gebe...   Ustarmaçada çırpıntı sesleri  Minik balıklar sabah gezmesinde... Çapayı bıraktım derine; sakince. Kaloma mesafesince gitti en dibe... Sustu zincir şakırtıları  Ellerim küpeştede  Kemereye dokundum Sıcacıktı anahtar elimde... Son kez baktım  Kalbimin kilidine Ve fırlattım anahtarını Alabildiğince ötelere... Süzüldü havada önce... Suda halkalar oluştu  Peş peşe ve sonra Kayboldu anahtar  Sonsuz mavilikte... Durdu zaman Duruldu mekan Hemhal oldu  Ezel ve ebed İşte o an... Süzülen bir martı kadar Özgürdü artık yüreğim  Yok bir bekleyenim; Ne de beklediğim.. Gönlüm dingin  Gönlüm müebbette  Huzur içindeyim Kalbim emin ell...