Ana içeriğe atla

IYILIK

İyilik 


"Herkes birilerinin öyküsünde kötüdür" diye bir söz okumuştum uzun zaman önce. Başta düşünmeden verilen ilk tepkinin etkisiyle olsa gerek, istemsizce biraz yadırgadım açıkçası. Kendini "çok iyi, anlayışlı, düzgün ve efendi bir kişi" addeden veya en azından öyle birisi olduğunu zanneden bir iyi birey olarak, bu cümleyi tekrar düşündüğümde aslında durumun hemen herkes için böyle olduğunu anladım. Kendini melek zannedenler için bile durum bu, değil mi?


Hayatınızı bir film şeridi gibi gözden geçirdiğinizde, insanî, ticari, mesleki, eğitimsel, anne baba, kardeş,  sevgili, akraba, eş dost, karı koca, yakın arkadaş, vb kimlik ve şapkalarınızı hızla gözden geçirdiğinizde, eminim ki birilerinin öyküsünde ki kötü adam veya kötü kadının kendiniz olduğunu kendinize itiraf etmek zorunda kalacaksınız. Hiç endişe etmeyin, bu dahs çok insan olmaya ait bir durum... İllaki birilerinin öyküsünde bir üzüntü veya kalp kırıklığına veya en basit haliyle bir kırgınlığa yol açmış olmamanız imkan dahilinde değildir.  Önemli olan tamiri için bir çaba gösterip göstermediğiniz... Başka türlü ruhunuzunu huzura kavuşturmanız zor - suçlunun siz olduğundan eminseniz elbette!


Evrensel bir gerçek var. İngilizce ifadesi ile: "man is fallible..." Eski Türkçe tabir ile; "beşer, şaşar!" Konu, bu noktada, hata olduğunu addettiğiniz ve bizzat yaptığınız yanlışta ne kadar ısrarcı davrandığınız meselesidir. İnsanın kötücül yanı da maalesef budur... Yanlış yaptığını kabullenme konusunda kibir ve eski tabirle kendini müstağni görme.  Bu insanin kendini idolleştirmesi ve hatasız olduğunu - olabileceğini zannetmesi yanılgısından müteşekkildir özünde...


Karşı tez olarak, elbette kötü davranılmayı ziyadesiyle hak eden insanlar yok mu bu hayatta? Elbette var. Hem de o kadar çok ki... Bu kadar, roman, öykü, film ve dizi nasıl çekilirdi yoksa - antagonist denen kötü niyetli karşı karakterler olmasa? Türk dizileri bile çabucak bitiverirdi 🫣. 


İyilik güzel bir sözcüktür. Her ne kadar semantik olarak hem çok basit ve hem de çok geniş kapsamlı görülse de aslında oldukça içi doldurulması çok zor incecik ve naif bir çizgi gibidir iyilik. Her an çizginin diğer yerine geçmek olasıdır biz insan evlatları açısından.  


"Herkes insanlığın kötüye gittiğini kabul eder, ama hiç kimse kendisinin kötüye gittiğini kabul etmez", demiş büyük üstat Tolstoy. Konu zannederim biraz da burada gizli. Hep kötüye giden, kötü olan başkalarıdır. Bu düşünce yapısı kişide hakim oldukça iylikten bahsetmek sadece sözel bir eylemden öte gidemiyor maakesef. 


Benim için çok değerli olan bir insan, bir seçimim ile ilgili "niçin ben?" diye sorduğunda - "çünkü iyi bir insansın" demiştim. Yazar namzeti bir adamdan muhtemelen daha afili ve janjanlı sözler işitmek de mümkün olabilirdi. Ama bu sözcük içi doldurulması en zor hasletleri barındırır içinde. Evladına karşı iyi olmayı,  garsona nazik davranmayı, kendi gibi olmayan ve düşünmeyenleri hakir görmemeyi, adaletsiz yapmamayı,  mazlumun hakkını savunmayı, ne ve kim olursa olsun doğrudan yana olmayı,  haksızlık ve zülm edenlere karşı bir duruş ve tutumu olmayı,  sevgiyi hak eden herkese sıcak ve müşfik olmayı içerir iyi olmak ve iyi bir insan olarak iyi olmak. 


Güzel bir pazar günü olsun. İyilik yapacağınız ve iyi bir gündü bugün diyeceğiniz.  Hikayesinde kötü olduğunuz kişileri de bir ara gözden geçirip selam vermeyi unutmayın... Belki işe yarar. 


Iyi günler...

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...