Ana içeriğe atla

Bir Şehre Aşık Olmak



Bir Şehre Aşık Olmak 

İnsan bir şehre aşık olabilir mi? Oluyormuş. Çeşitli sebeplerle Mardin'e altı kez geldim. Nikola Tesla'nın 3-6-9 büyüsüne inanan birisi olarak, özel bir iş için geldiğim Mardin'de kalbim kaldı; üstelik Ege'de ve Muğla'da büyümüş ve ömrünün büyük bir kısmı Ankara'da geçmiş bir Bulgaristan muhaciri Anadolu sakini bir birey olarak...  

Havaalanına indiğim anda o mistik havayı ve o büyüleyici atmosferi içime çekmek çok değişik bir histi. Derler ya hani bazı kadim şehirlerin kendine özgü gizemli mistik bir havası vardır. İşte tam da öyle hissettim çok özel bir sebeple geldiğim bu ziyaretinde. 

Gitmeden önce telefon ile yer ayırtırken taş konaktan bozma otel odasının manzarasını sorduğumda,  resepsiyondaki görevli aksanlı ve bozuk Türkçesi ile "çöle bakıyor abi" cevabını verince daha da sevdim bu şehri. Çöle bakan oda.

Kudüs, Roma, İstanbul, Edinburgh gibi bazı şehirler var mistik, gizemli ve büyüleyici. Belki de bu yüzden UNESCO Dünya mirası listesinde yer alıyor eski Mardin. Batılı tabiriyle"old town" tam bir üst enerji ruhuyla beslenmiş bir duyu ötesi farklı bir deneyim sunuyor insana. Aziz Sancar ve Murathan Mungan gibi bilim adamlarına ve velud yazarlara ev sahipliği yapan bu şehir insanı ya şair, ya yazar ya fotoğrafçı yapabilir ya da durup dururken kendine aşık edebilir. Bu kadim kent uzun süredir yazmaya ara vermiş ve üzgünce dinlenen yazarlık ruhuma iyi geldi. Hem de çok iyi geldi.

Uzun süredir yazı yazmıyordum. Elimde yarım kalan projeler, bitmemiş farklı tarzda romanlar ve iki kitap olacak büyüklükte öyküler ve yüzü aşkın deneme yazısı var. Hepsi de bir gün basılmayı bekleyen. Bu şehir belki de bunlara gebe bir ilham veriyor insana şu manzarayı görünce:

Gökyüzüne uzanan minareleri, kadim taş sokakları ve benzersiz mimarisiyle Mardin, tarih ve kültürlerin eşsiz bir mozağını barındıran büyülü bir şehir imiş gerçekten. Bunu bir kez daha hissettim bu kez.  Sıradanlıkla vedalaşıp, tarihin derinliklerine doğru yolculuğa çıkmak isteyenlerin gönlünü çalan bu kadim şehir, kendine has atmosferi ve etnik çeşitliliğiyle benim gibi bu coğrafyaya uzak ziyaretçilerini adeta büyülemekte.

Mardin, tarih öncesi dönemlere uzanan köklü geçmişi, zengin kültürü ve etnik mozaiği ile Güneydoğu Anadolu'nun nadide şehirlerinden biri. Yeryüzünün bu bereketli toprakları, Hititlerden Süryanilere, Bizanslılardan Osmanlılara kadar birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve bu medeniyetlerin izleri, şehrin her köşesinde hâlâ hayat buluyor.

Mardin, tarih boyunca birçok farklı etnik ve dini grupların bir arada yaşadığı bir şehir olarak biliniyor. Araplar, Süryaniler, Keldaniler, Ermeniler, Kürtler ve Türkler gibi zengin bir etnik çeşitliliğe sahip olan şehir, hoşgörü ve kardeşlik atmosferiyle adeta bir kültürler mozaiği. Bu zenginlik, şehrin mimarisinde, kültüründe ve geleneklerinde kendini gösteriyor.

Mardin'in kalbinde yer alan ve tarih boyunca dini yapıların sürekli olarak yan yana inşa edildiği bu mistik şehirde, camiler, kiliseler ve sinagoglar bir arada bulunuyor. Mardin Ulu Camii, Deyrüzzafaran Manastırı, Mor Gabriel Manastırı ve Kırklar Kilisesi gibi dini yapılar, hem tarih tutkunlarına hem de mistisizme özlem duyanlara hitap ediyor.

Mardin'in muhteşem taş yapıları, şehrin etkileyici mimari mirasının önemli bir parçası ya da aemeti farikasi. Sıradışı taş işçiliğine hayran kalacağınız bu yapılar, şehrin kendine has karakterini ve tarihin izlerini yansıtıyor. Mardin evleri, daracık sokakları ve tarihi hamamları, şehrin güzelliklerini keşfetmeye doyamayacağınız bir maceraya dönüşüyor burada...

Mardin'in muazzam tarihi ve kültürel dokusunu anlamak için, mutlaka şehrin müzelerini ziyaret etmek gerekiyor. Mardin Müzesi, Dara Antik Kenti ve Kasımiye Medresesi gibi önemli yapılar, tarih ve kültür tutkunlarının ilgisini çekecek hazinelerle dolu. Bu yapılar sayesinde şehrin köklü geçmişi ve farklı medeniyetlerin izlerini daha yakından inceleme fırsatı bulursunuz geldiğinizde.

Mardin'in etnik ve dini çeşitliliği, şehrin mutfağında da kendini gösterir. Süryanilerin etkili olduğu şehir mutfağı, kendine has lezzetlerle dolu. Kaburga dolması, içli köfte, kibbe, alluciye ve üzüm hoşafı gibi yöresel tatlar, damağınıza unutulmaz bir ziyafet sunuyor. Bir kaç yer önerebilirim Ayrıca, şehrin farklı bölgelerinden gelen lezzetlerle zenginleşen mutfağını deneyimlemek, Mardin'in bir başka güzelliğini keşfetmek demek...

Mardin'in sokaklarında yürüdükçe, şehrin tarihi dokusunu, mimari yapılarını ve hoşgörü ortamını hissetmek adeta bir terapiye dönüşüyor. Enerjisi çok farklı bir şehir burası. Bu kadim şehrin her köşesinde, farklı etnik ve dini grupların uyum içinde yaşadığı, hoşgörü ve sevginin hakim olduğu bir atmosferi hissetmek gerçekten muhteşem. Mardin'in büyülü dünyasında kaybolurken, tarihin izlerini süren bir yolculuğa çıkmış gibi hissettim kendimi.

Güzel hatıralar bırakacak bu şehir ben de. Hem de çok güzel, çok derin ve hayata dair çok keskin... Bekle beni Mardin. 





Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...